Toplumsal Ekoloji ve Murray Bookchin’in Yerel Yönetimler Üzerine Düşünceleri

Bookchin_toplumsal_ekoloji
Toplumsal Ekoloji Logo

Hazırlayan

Hüseyin YILDIZ

Ankara – 2016


GİRİŞ

Günümüz dünyasında etkisini görmekte olduğumuz düşünce akımlarından birini de Toplumsal Ekoloji oluşturmaktadır. Murray Bookchin’in düşünce dünyasında kendine hayat bulan toplumsal ekoloji, anarşizm ve ekolojinin birleştiği en radikal düşünce yapılarından birini oluşturmaktadır. Bu yönüyle Bookchin’in hayat öyküsüne ilişkin ipuçlarını da fikir dünyasındaki gelişme seyri bizlere vermektedir.

Bookchin’in düşüncesinin radikalliği her tür tahakküm ve hiyerarşi ilişkisini reddederek ancak insanlığın ekolojik sorunların köküne inilebileceğini göstermesinden gelmektedir. Doğa ile insan arasında kurulacak yeni bütünselliğin sağlanmasının yolu da insanı doğadan koparan tahakküm ilişkilerine son verilmesinden geçmektedir. Zira insanın doğa üzerindeki tahakkümüne son verilebilmesi, insanın insan üzerindeki tahakkümünün son bulmasına bağlıdır. Bu bakımdan toplumsal ekolojinin önceliği insanı doğadan koparan ve onu tahripkar olmaya zorlayan hiyerarşi ilişkilerinin ortadan kaldırılmasından geçmektedir.

Toplumsal ekolojinin mekâna ve hayata nasıl yansıyacağı sorusunun cevabını ise yine Bookchin “Özgürlükçü Belediyecilik” (Libertarian Municipalism) çerçevesinde açıklama getirmiştir. Yurttaşın siyasi alana özne olarak geri döndüğü bu yönetim biçiminde, karar alma süreçleri yüz yüze ilişkilere dayanacaktır. Küçük ve sınırlı eko-toplulukları oluşturan bireylerin oluşturacakları özyönetimler sayesinde ise hayata ilişkin tüm hâkimiyet tekrar yurttaşa dönmüş olacaktır.

Özellikle öngördüğü özyönetim ve özgürlükçü belediyecilik düşüncesi ülkemizde de karşılık ve ilgi görmüştür. Bu çalışma ile Bookchin’in hayat hikâyesinden fikir dünyasına dair ipuçları elde etmeye, geliştirdiği toplumsal ekoloji düşüncesinin ana hatlarını ortaya koymaya ve bu düşüncenin ülkemizde bulduğu karşılığa ilişkin bilgi sunmaya çalışılacaktır.

1. MURRAY BOOKCHIN’IN FİKİR DÜNYASI VE TOPLUMSAL EKOLOJİNİN ORTAYA ÇIKIŞI

Toplumsal ekoloji düşüncesini incelemeye başlamadan önce bu düşüncenin kurucusu olan Murray Bookchin’in fikir dünyasını ve bu fikir dünyasının oluşumunu şekillendiren hayat hikayesini kısa bir şekilde ele almak bu düşünceyi anlamak bakımından aydınlatıcı olacaktır. Çarlık döneminin Rus devrimci hareketinde faal bir rol oynamış olan göçmen bir ana babanın çocuğu olarak 14 Ocak 1921’de New York City’de doğan Murray Bookchin, daha çocukluğunda Marksist ideoloji ile tanışmış ve bu hareketin gençlik hareketi içerisinde yer almıştır. 1930’lu yıllarda komünist gençlik hareketi Genç Öncüler’e (Young Pioneers) ve ardından da Genç Komünist Birliği’ne giren Bookchin, bu hareketin otoriter karakterine karşı duruşu nedeniyle 1939 yılında“Troçkist-anarşist sapmaları” gerekçe gösterilerek partiden ihraç edilmiştir.

1940’lı yıllarda işçi olarak çalıştığı dönemde edindiği tecrübe ışığında Marx’ın analizlerine ve beklentilerine karşın endüstriyel işçi sınıfının doğası gereği devrimci olmadığı kanaatine ulaşan Bookchin bu tarihten sonra Marksizmi terk etmekle birlikte devrim düşüncesinden vazgeçmemiştir. Peter Kropotkin’in anarşist düşüncesinden etkilenen ve zaman içinde bir sol libertere dönüşen Bookchin, post-Marksist otoriter olmayan bir komünizmin ne şekilde kurulacağına kafa yormaya başlamıştır. Yeni sol hareketlerin başından itibaren içinde yer alan Bookchin, 1960’lı yılların sonundan itibaren akademik çalışmalara yönelmiş ve çeşitli üniversitelerde dersler vermiştir. Ademi merkeziyetçi, hiyerarşi ve tahakküm karşıtı eko-anarşist düşünce yapısını toplumsal ekoloji adı altında geliştirme şansı bulan Bookchin, 1974’te Toplumsal Ekoloji Enstitüsü’nü kurmuş ve 1983 yılında ise toplumsal teori profesörü olmuştur.

1970’li yıllarda gelişmekte olan yeşil hareketin önemli bir sesi olan Bookchin, son yıllarda ise “özgürlükçü belediyecilik” (libertarian municipalism) yaklaşımı çerçevesinde belediye, mahalle ve kasaba düzeyinde doğrudan demokrasiye dayalı halk meclislerinin oluşturulması ve yurttaşların yeniden bir özne olarak politika alanında var olmasını temel alan görüşünü oluşturmuş ve eko-topluluklar şeklinde örgütlenen ve özyönetime dayanan bir siyasal dizge tasarımı oluşturmuştur.

1987’de Derin Ekolojistlerle girdiği tartışmada derin ekolojiyi insan dışı doğayı insanlar üzerinde tutan yaklaşımını nedeniyle eleştirmiştir. Anarşist düşüncenin oy vermeye ve genel olarak seçim politikalarına karşı olmaları nedeniyle özgürlükçü yerel yönetim anlayışını sahiplenmemeleri karşısında bireyden ziyade toplumsal özgürlüğe yönelen komünalizm lehine anarşizmden zaman içinde kopmuştur. 2002’den beri kalbindeki ağrılardan sürekli şikayetçi Bookchin, 30 Temmuz 2006’da Burlington’da–Vermont- bulunan evinde 85 yaşında vefat etmiştir.

2. TOPLUMSAL EKOLOJİ

Toplumsal ekoloji, Amerikalı anarşist sosyal bilimci adamı Murray Bookchin’in 1960’lı yıllardan itibaren geliştirdiği bir düşünce akımıdır. Bookchin ilk kez 1964 yılında yazdığı Ekoloji ve Devrimci Düşünce adlı makalesinde kullandığı toplumsal ekoloji kavramı ile günümüz toplumsal yapısına yönelik eleştirisini radikal bir ekolojik bir perspektif üzerine oturtarak ekolojik bunalımın toplumsal ve siyasal kökenlerini tahakküm ve hiyerarşi üzerinden analize tabi tutmuştur.

Toplumsal ekoloji, aile içi ilişkilerden toplumsal yapıya, ekonomik yapılardan bürokratik ya da teknolojik yapıya ve nihayet politik iktidar yapısına kadar hiyerarşi ve tahakkümü doğuran, sürdüren ve geliştiren bütün olgu ve kurumları eleştirdiği gibi bunları doğuran tarihsel ve düşünsel altyapıları da eleştirel bir bakış açısıyla irdeler.[1] Bookchin’in ekolojik bunalımın kaynağına toplumsal yaşamı konumlandırması, toplumsal yaşamın nasıl analiz edilmesine ilişkin analizler yapmasına yönelik felsefi açılımlarda bulunmasını gerektirmiş ve Bookchin de büyük ölçüde etkilendiği Hegel, Marx ve Kropotkin gibi düşünürlerin eleştirisinden hareketle kendi toplumsal analizi için yeni bir felsefe geliştirmeye çalışmıştır.[2]

Komünizmden anarşizme, oradan da özgürlükçü sol bir çizgeye yönelen fikir dünyası içinde Bookchin, ekolojik sorunların toplumsal kaynaklarına ilişkin tutarlı bir görüş geliştirmeyi, böylece toplumu akılcı bir çizgide tutarak yeniden yapılandıracak eko-anarşist bir proje sunmayı amaçlamıştır.[3]

Bookchin’in fikir dünyası çerçevesinde şekillenen toplumsal ekoloji düşüncesinin aşağıda sıralanan alt başlıklar altında incelenmesi konuyu daha derinlikli ve sistematik bir şekilde ele almayı mümkün kılacaktır. Bu bakımdan Bookchin’in doğa, toplum, hiyerarşi ve tahakküm gibi konulardaki görüşleri alt başlıklar halinde ayrı ayrı ele alınmıştır.

2.1.  Toplumsal Ekoloji Düşüncesinde Doğa-Toplum İlişkisi

Toplumsal ekolojide doğa var olan her şey demek, başka bir deyişle statik bir duruma tekabül etmemektedir. Doğa, giderek genişleyen çok uzun bir farklılaşma süreci olarak görülmesi gereken evrimsel bir süreçtir. Bu süreç, cansızdan canlıya ve nihayet toplumsal olana doğru birikerek çoğalan evrimsel bir süreçtir.[4] Bookchin, doğanın birbirinden farklı iki yönü olduğunu vurgular ve doğayı “birinci doğa” ve “ikinci doğa” şeklinde ayrıma tabi tutar. “Birinci doğa”, doğal dünyaya, özellikle organik dünyanın birikimsel evrimine gönderme yapmakta, “ikinci doğa” ise toplumun evrimine (topluma ve insani içsel doğaya) işaret etmektedir. “Birinci doğa”, “ikinci doğa” ile hem süreklilik hem de süreksizlik içinde var olur. Her iki doğa, Bookchin’in “özgür doğa” olarak ifade ettiği ussal ve ekolojik bir toplumda öz-bilinçli (self-conscious) kılınmış doğa içinde biraraya gelinceye dek, ikinci doğa gerek birinci doğa ile süreklilik içinde, gerekse de onun karşısavı olarak gelişir.[5]

Gerek “birinci doğa”, gerekse de “ikinci doğa” iyi ya da kötü evrim geçirmektedir. Organik evrimin içinde temellenmesine karşın, toplumsal evrim organik evrimden çok farklıdır. Bilinçlilik, istenç, değişebilir kurumlar ve ekonomik güçlerin ve tekniğin işleyişi organik dünyayı zenginleştirmek ya da onu yıkım noktasına taşımak için kullanılabilir. Bugün olduğu gibi, korkunç nitelemeler, özellikle de hiyerarşi, sınıflar, devlet, özel mülkiyet ve ekonomik rakiplerini birbirlerinin pahasına büyümeye ya da telef olmaya zorlayan rekabetçi bir pazar ekonomisi, “ikinci doğa”ya damgasını vurmaktadır.[6]

Toplumun topluluktan farklı olduğunu vurgulayan Bookchin toplumu, totaliter despotluktan özgürlükçü yerel yönetime uzanabilen, değişebilir örgütsel biçimler etrafında yapılanmış, kurumsallaşmış topluluk olarak tanımlar. Bu niteliğiyle toplum, insanlara özgüdür.[7]

Bookchin, insanlığın doğayı sömürmesi ve hüküm altına alma kavrayışının insanın insan üzerindeki tahakkümü ve sömürüsünden kaynaklandığını, bunun kavrayışın ise erkeğin ataerkil ailede kadını sömürmeye ve hükmü altına almaya başlamasına dek uzandığını belirtir. Bu anlayışın ortaya çıktığı tarihten bu yana insanların bir kaynak ve özne olarak görülme yerine bir nesne olarak görülmeye başlandığını ve toplumsal tahakkümle ortaya çıkan hiyerarşiler, sınıflar, mülkiyet biçimleri ve devletçi kurumların kavramsal olarak insanlığın doğayla ilişkisine taşındığını savunur.[8]

2.2.  İnsanla Doğa Arasında Yeni Bir Bütünsellik

Bookchin, insanla doğa arasında yeni bir bütünsellik (totality) yaratılmasına vurgu yapmaktadır. Binlerce yıl önce insanlık doğadan kopmuş ve artık toplumsallıkla doğallık arasında yeni bir birliğe/bütünlüğe ihtiyaç bulunmaktadır. Bu bütünlük arayışı her şeyden önce yüzyıllardır hiyerarşinin beslendiği tüm ayrımların (kır-kent, cinsiyetler, yaş grupları, etnik gruplar, zihinle beden vd.) aşılması yönünde bir çabayı ifade etmektedir. Bu bütüncül (holistik), farklı bir biçimde ekolojik ve temelde diyalektik bakış açısı, bizi toplulukların sorunlarının kentsel biçimleri ile irdelenmesine, Marksizme ve özyönetim sorunlarına götürür.

2.3. Ekolojik Bunalımın Özü

Bookchin, günümüzde yaşanan ekolojik bunalımın özünün geçmişe kıyasla günümüz toplumunun daha fazla organik (doğal) evrimin getirdiklerini mahvetmesi olarak ifade etmektedir. Oysaki insanlık hayatın dokusunun bir parçasıdır ve insanlığın geleceği ve hayatının devamı hayatın karmaşıklığının ve çeşitliliğinin devamına bağlıdır. İnsanlık organik evrimin bir parçası ve bu süreç tarafından oluşturulmakla beraber organik evrimin kendisine bahşettiği bir potansiyele de sahiptir. Bu potansiyel insanlığı önemli bir noktada bulundurmakta ve insanlığa kendini var eden evrim sürecinin yönünü belirleyebilme yetisini vermektedir. Mevcut durumda insanlar hayati bir yol ayrımına gelmişlerdir. İnsanlık ya var olan sistemin temel çelişkilerini (hiyerarşi sistemini ve sınıfları) görmezden gelecekler ya da tahakkümü bertaraf edecek özgürlükçü demokratik yapılanmalarla oluşan ekolojik bir toplum yaratma yolunu seçeceklerdir.

2.4. Ekolojik Bunalımın Kökleri

Bookchin, ekolojik bunalımın köklerini ele alırken ilkin teknolojinin gelişmesinin bunda rolü olup olmadığını sorgular. Teknolojinin sadece yıkıcı ve tahripkar etkilerinin ele alınması sorunun ardında yatan esas neden olan toplumsal koşulların göz ardı edilmesine neden olur. Teknoloji sadece çevreyi yıkmakla kalmaz aynı zamanda onu iyileştirmek için de kullanılabilir. Tekniklerin ve teknolojik yaklaşımların insanla doğa arasındaki denge açısından elbette ki son derece yıkıcı etkileri vardır. Burada esas yapılması gereken teknolojinin yaratıcı potansiyelinin onun tahrip kapasitesinden ayrılmasıdır. İnsanlığın yapması gereken ileri teknolojinin toptan reddi değil, teknolojinin toplum ve doğal dünyanın ahengine katkıda bulunacak ekolojik ilkelere göre düzenlenmesidir.

Ekolojik bunalım ile nüfus arasındaki ilişkide Bookchin, nüfus artışının gezegen üzerinde yarattığı ağırlığı kabul etmekle birlikte esas sorunun mevcut ekonomik, toplumsal ve politik koşulların devamı olduğunu söyler. İnsanoğlunun akılsız çoğalması “toplumsal kontroller”le (otoriter, ırkçı yöntemler) değil, özgürlükçü, ekolojik yönelimli bir toplum (yaşama saygı temelinde doğayla yeni bir denge kuracak toplum) tarafından gündeme getirilmelidir.Ekolojik eylem temelde toplumsal bir eylemdir ve ekolojik bunalımın doğrudan temellerine inmek gerekir.

2.5.  Ekoloji Hareketinin Devrimci Karakteri ve Çevrecilikle Farkı

Bookchin’e göre düşüncesine radikal bir tema kazandıran unsur, görüşlerinin bütünlüğü ve ekolojik holizmiydi. Buna göre bir toplumun yerinden yönetimi devreye sokması, güneş ya da rüzgar enerjisini devreye kullanma, organik tarım yapma ya da kirliliği azaltma gibi önlemlerin hiçbiri ya da bunların sınırlı bir kombinasyonu ekolojik bir toplumu meydana getirmez. Bu parçalı adımlar ekolojik sorunları çözmezler ve sadece ekolojik krizin ne kadar derin bir nitelik taşıdığını gizlemek için işlev görürler.[9]

Ekoloji hareketi, radikal bir biçimde kapsamlı bir devrim fikrine olan ihtiyacı göz önüne almaksızın, sadece kirlenme ve korunma ile ilgili reformlarda, yani sadece “çevrecilik”te takılıp kaldığı takdirde mevcut doğa ve insan sömürüsüne dayalı sistemin emniyet supabı olmaktan öteye gidemeyecektir. [10]

Bookchin’e göre salt doğal kaynakları korumayı öne çıkarıp konunun diğer boyutlarını göz ardı eden ekolojist akımlar hümanist değildir ve çevreyi tahrip etmektedir. Ona göre, bu tür ekolojist akımların ekolojik krize çözüm getireceğini ve toplumsal değişime önderlik edebileceğini düşünmek boşuna bir beklentidir.

2.6.  Doğanın Tahakküm Altına Alınmasında Kapitalizm ve Hiyerarşinin Rolü

Bookchin’e göre doğal dünyanın “tahakküm altına alınması” ve sonu gelmez büyüme inancı kapitalizmin yaşam şartı olan rekabet ihtiyacından doğmaktadır. Tahakküm ve büyüme, hiyerarşik toplum ve kapitalist ekonominin canevinde yatmaktadır. Doğayı tahakküm altına alma nosyonunun ortadan kaldırılması için hiyerarşinin ortadan kaldırılması, kirlenmenin ve biyosferin basitleştirilmesinin önüne geçilmesi için ise piyasa ekonomisinin ortadan kaldırılması gerekir. Sosyalizm ve komünizm olarak adlandırılan devlet kapitalizmi de en az kapitalizm kadar anti-ekolojik ve çevreye zararlıdır. Günümüzde insanlığın ekolojik sorunlarının özünü toplumsal ilişkilerde tahakküm ve ekonomik ilişkilerde rekabet oluşturmaktadır. [11]

2.7. Marksizmin Eleştirisi: Sınıf Oluşumlarını Üreten Hiyerarşik İlişkilerin Derinlemesine İrdelenmemesi

Marksizm toplumun sorun alanlarını sadece ücretli emek ve sermaye arasındaki çatışmada aramaktadır. Oysaki bu sorun alanları sadece fabrikada değil, ailede, bürokraside, askeriyede vd. hiyerarşik emir-komuta zincirinin olduğu her yerdedir. Marksizm bu emir-komuta zinciri dahilindeki hiyerarşik ilişkileri göz ardı edip sınıf oluşumlarını üreten hiyerarşik ilişkileri göz ardı ederek toplumsal sorunları sınıf ilişkileri ile özdeşleştirmektedir. Marksizmin yönettiği temel eleştirilerle kapitalizmi ayakta tutan temel kültürel duyarlılıklar meydan okumak yerine, kapitalist üretime odaklanmaktadır. Bookchin’e göre her devrimci hareket toplumsal olduğu kadar kültürel de olmalıdır. Bu bakımdan hiyerarşi ve tahakküm sorunları kavranamadığı, hiyerarşik duyarlılık yerine ekolojik duyarlılık hakim olmadığı sürece devrimci hareketler eksik kalacaktır. [12]

2.8.  Hiyerarşik Olmayan Toplumun Yaratılması

Toplumsal ekoloji, doğaya tahakkümü ortadan kaldırmak için insanın insan üzerindeki tahakkümünün, dolayısıyla buna yol açan hiyerarşinin ortadan kaldırılması gerektiğini savunmaktadır. Bu nedenle ekoloji hareketinin, öncelikle tahakküm sorununu bütünüyle ele alması gerektiğini, ekolojik sorunların asıl nedeni olan hiyerarşi ve tahakkümün kapsamlı bir devrim fikrinden yola çıkarak ortadan kaldırılmasını savunmaktadır.[13]

İnsanın insan üzerindeki tahakkümünün kökleri ataerkil aile yapısı içinde erkeğin kadına hükmettiği ve sömürdüğü dönemlere kadar uzanmaktadır. Zamanla toplumsal tahakkümle birlikte ortaya çıkan hiyerarşiler, sınıflar, mülkiyet ve devlet kurumları kavramsal planda insanın doğa ile ilişkisine aktarılmış ve özneden nesneye, bir kaynağa hatta alınıp satılır bir metaya dönüşen köleler olarak değerlendirilen insanlar aynı değerleri doğa ile olan ilişkilerine de aktardılar.[14]

Bookchin’e göre modern radikalizmin geleneksel merkezi olan işçi hareketinin ölmesi ile beraber ortaya çıkan sessizliği 1970’lerde boy gösteren ekoloji, feminist ve topluluk hareketleri bozmuştur. Hayat dolu, isyankar ve zengin vaatler içeren bu yeni hareketlerin merkezi mücadele alanları çevreyi kirletenler, cinsiyetçiliğe arka çıkanlar veya topluluk denetimine karşı çıkanlar değildir. Mesele bu hareketlerin ortaya koydukları konuların kapsamlı içerimlerinin keşfedilmesi ihtiyacıdır. Doğa üzerinde insanın, kadın üzerinde erkeğin ve toplum üzerinde devletin tahakkümünü ortadan kaldıran bütünüyle yeni hiyerarşik olmayan bir toplumun yaratılması esas merkezi mücadele alanını oluşturmaktadır.[15]

Bookchin, ekonomik anlamda sınıfsız, hatta sömürüsüz olsa bile tahakkümü barındıran toplum olabileceğini, toplumda tahakkümün olması durumunda ise her bireyin bilinçlilik, yaratıcılık ve kendi günlük yaşamı üzerinde tam kontrol hakkı gibi potansiyel özelliklerinin yok olacağını savunur.[16] Hiyerarşik yapıların toplumun ve kişisel yaşamın en mahrem alanlarına sızmış olması gerçeği karşısında ortaya çıkardığı sınıflar-üstü sorunlar nedeniyle sosyalist hareketin ve işçi hareketlerinin sınırlı kapsamı dışında kalabilir.[17]

3. BOOKCHIN’İN YEREL YÖNETİMLER ÜZERİNE DÜŞÜNCELERİ

Bookchin’in toplumsal ekoloji düşüncesinin en radikal yanını özgürlükçü belediyecilik olarak ifade edilen yerel yönetimler üzerine görüşleri oluşturur. Ancak burada yerel yönetim kavramını kullanırken Bookchin’in düşüncesinde kendisine yer bulmayan merkezi yönetimin var olduğunu düşünmemek gerekir. Bookchin’in fikir dünyasında özgürlükçü belediyecilik, ekolojik toplumun hayat bulduğu, ademi merkezi, özgürlükçü, özyönetimi gerçekleştiren, yurttaşların aktif katılımın sağlandığı yönetim birimini oluşturmaktadır.

Bookchin’in toplumsal ekoloji görüşü çerçevesinde hiyerarşi ve tahakkümü ortadan kaldıran özgürlükçü yönetim tasavvurunu ortaya koyarken öncelikle kentler ve yurttaşlık kavramları üzerinde durmuş daha sonra ise buradan yola çıkarak toplumsal ekolojinin öngördüğü yönetim biriminin nasıl olması gerektiğini açıklamıştır. Bu bakımdan öncelikle Bookchin’in kentler ve yurttaşlık üzerine görüşleri ifade edilmeye çalışılacak, daha sonra ise özgürlüğün gerçekleştiği yönetim biriminin nasıl olacağına ilişkin görüşlerine yer verilecektir.

3.1.  Kentler ve Yurttaşlık

Yakın geçmişin geleneksel insan boyutlu ve kavranabilir kentlerinin kentsel yayılma ile tahrip olması can alıcı bir sorundur. Gelişen dünyanın tarıma bağlı ve yerli halkları inanılmaz boyutlarda yerlerinden sökülüp atılmakta sefalet alanlarında yaşamak durumunda kalmaktadırlar. Bookchin’e göre rasyonel kent gelişmesi tüm insani ve ekolojik ihtiyaçların üzerine kâr ve sermaye büyümesine öncelik veren bir büyüme yönelimli ekonomi ile mümkün değildir. Teoride kent, insan toplumsallaşması ile ilgili toplumsal bir töz, sahici bir kültür alanı olarak saygı görür. Kent, doğadan ayrılmış toplum, kanbağından ayrılmış toprak parçası, adetler ve mitlerden ayrılmış rasyonalite, kardeşlik yeminin bir arada tuttuğu arkaik gruplardan ayrılmış bireyler olarak görülür. İdeal olarak bakıldığında kent, törelerin, irrasyonalitenin ve doğal olumsallığın iniş çıkışlarının pençesinden kurtulmuş bir tür insani yakınlığın alanıdır.[18]

Helenik polis öncesinde, tüm yurttaşların bireyselliğini kabul eden, hatta onun bütünlüklü bir toplumsal bünyedeki temelini reddetmeksizin bireyselliği destekleyen bir kentsel organizmayı oluşturan sivil yaşam tarzına rastlanılmamaktadır. Polis, sınıflı bir toplum olması, boş zamanın köle emeği ile yaratılması, yabancılara yasal koruma ve güvenlik dışında politik yaşama katılım imkanı tanımayan bir yapıya sahip olsa da sarp ve dağlık coğrafi yapısının merkezi tarıma dayalı güçlerin oluşmamasının kendine has bir kent alanı yarattığı ve genişlettiği kentle kırın nerdeyse sanatsal bir dengeye oturduğu, küçük çiftçi ile kentli yurttaşın bakış açısının tek bir kişilikte ahenkle birleştirildiği bir dengenin yansımasıdır.[19] Poliste birey ile toplumun bütünleşmesi söz konusudur. Tüm güç organlarının yurttaşlara gerçek anlamda açık olması, yönetsel birimlerin bilinçli olarak uzmanlaşmasının engellenmesi, politikanın yüz yüze meclislerde oluşturulması ve kamu görevlilerinin seçimle iş başına gelmesi şeklindeki kent yönetiminin (amatörizm) ortaya çıkardığı sivil yapı bireyselliği hem olumlar hem de içine alır.

Polis ile Ortaçağ kenti arasındaki ayrımda Bookchin, polisin sivil olarak aile etrafında yapılanmak yerine, Pazar yeri değil kamu alanı olan agora etrafında yapılandığını, Ortaçağ kentinin ise ev-içi ekonomisinde işi ve aileyi bir potada eriterek bu kamu alanını toplumsal ilişkilerin bir arenası kadar bir Pazar yerine de dönüştürdüğünü iade eder.[20] Kapitalizmle beraber ise, kapitalizmin üretim ve büyüme düsturu çerçevesinde dur dural bilmez yayılmanın kent üzerindeki etkisi tam olarak, hem sonu gelmez bir meta üretimi hem de bunların satışının sağlandığı birer arena olarak modern megalopolislerin sınırsız genişlemesi söz konusudur.

Zamanımızın kenti insani yakınlık ve topluluk ruhunun tek başına bir anonimliğe ve özelleşmiş bir atomluğa kurban edildiği dünyevi bir sunaktır; kültürü aklın birikimle elde edilmiş bilgeliği değil, meta üretimi ve reklam ajanslarının değersiz bir yaratığıdır.[21]

Bookchin, kentlerin topluluklara ya da eko-topluluklara ayrılması ve içinde yaşadıkları eko-sistemlerin taşıma kapasitesine uygun incelik ve ustalıkla tasarlanması gerektiği görüşündedir.[22] Sınırları ve nüfus bileşimi yeni bir ekolojik bilinçle tanımlanacak politik bakımdan bağımsız topluluklar yaratacak bir devrim umut etmektedir.[23]

3.2.  Yerel Yönetimler: Yurttaşın ve Siyasi Alanın Yeniden Doğuşu

Toplumsal ekolojiye göre insanlığın toplumsal yanını politik yanından ve politikayı devletten ayırmak büyük önem taşımakla birlikte günümüzde hepsi birbirine karışmış ve meşru bir görünüme bürünmüştür. Politik işlevler ve haklar, politikacılara devredilerek, politik olmanın ne anlama geldiği unutulmuş, üstelik bu işlev ve haklar “devlet idaresi” adıyla çoğunluğu elit kesimden gelen seçilmiş insanlar grubuna verilmiştir.[24] Bookchin’e göre bir zamanlar toplum yaşamının katılımcı boyutunu oluşturan ve toplumun bütün üyelerine açık olan politika kavramını, yalnızca otoriteye ağırlık veren devlet idaresiyle karıştırarak alçaltılmış, yurttaş olmanın ne demek olduğu unutulmuştur.[25]

Ulus-devlet, oturduğu yerleşimin işlerinde katılımcı bir rol oynayan kamusal bir varlık, yani yurttaş olan bireyi alçaltmıştır. Ulus-devlet insan topluluğunu maddi ve manevi kaynaklarından mahrum bırakır ve insan topluluğunun kendi kaderini belirlemeye yönelik meşru gücünü elinden alır.[26] Devlet için en büyük tehdit, yerel özyönetim ve yurttaş özgürlüklerine yönelik taleplerdir. Ademi merkeziyetçilik yalnızca coğrafi, bölgesel ya da politik bir anlam içermez aynı zamanda manevi ve kültürel bir değeri de içinde barındırır; insan topluluğunun yeniden güçlendirilmesini bireyin yeniden güçlendirilmesine bağlayan bir değerdir. Yerel yönetim özgürlüğü politik özgürlüğün tabanını, politik özgürlük ise bireysel özgürlüğün tabanını oluşturur. Özgür, elinde kendi kaderini tayin etme hakkı bulunan ve etkin yurttaşlar etrafında yapılandırılmış yeni katılımcı bir politikanın tekrar ortaya çıkışı buna bağlıdır.[27] Özgürlükçü belediyecilik toplumun insancıl ve akılcı bir şekilde en radikal biçimde en iyi nasıl dönüştürülebileceği konusunda Bookchin’in düşünce hayatında doruk noktasını oluşturur.[28]

En başta yapılması gereken, yurttaşlar meclisinin tekrar yaşama geçirilmesidir. Bunlar insani ölçekli yerleşimlerde kasaba meclisleri şeklinde, büyük ve hatta metropoliten kentlerde ise mahalle meclisleri şeklinde olabilir. Bu meclislerin, yüz yüze karar almaya ve kişici olduğu kadar katılımcı bir politikaya dayalı bir yönetim sistemi isteyen insan ruhuna hitap eden bir yönü vardır.[29]

Yapılması gereken ikinci şey, bu meclislerin birbiriyle “konuşmasını” sağlamak, yani bir konfederasyon oluşturmaktır. Konfederasyon kavramı en az yerleşimlerdeki toplum yaşamı kadar eskidir. Başlangıçta daha çok savunma amacıyla oluşturulan  bu birlikler yerleşimler içinde ve yerleşimler arasında ilişkilerde olağanüstü bir özgürlük örneği sergilemişlerdir. Konfederasyon sözcüğü bile özgürlükçü nitelikte birlik oluşturmaya yönelik bir taahhüdü içerir.[30]

Üçüncü noktayı ise politikanın gerçek bir yurttaşlığın öğretildiği bir okula dönüştürülmesine duyulan gereksinim oluşturmaktadır. Yurttaşlar için oluşturulmuş bir ders programı hiçbir zaman canlı ve yaratıcı bir politik alanın yerini tutamaz.[31] Yerel yönetime dayalı yurttaşlık kavramında her yurttaş “devletin işlerine” doğrudan katılabilecek yeterliliğe sahip olduğu kabul edilir. Daha da önemlisi yurttaşın katılımı teşvik edilir. Tam katılımı teşvik edecek bütün kurumsal ve estetik olanaklar sağlanır ve bu katılım yurttaşın gizli kalmış yeterliliğini ortaya çıkaracak eğitimsel ve etik bir süreç olarak görülür.[32]

Otonom yerel yönetimlere dayalı bir ekonomi doğrultusunda da adımlara yer verilmiştir. Özgürlükçü ilkelere dayalı bir yerel yönetim politikası, ekonominin yerel yönetimin eline geçtiği ve özyönetim politikasının bir parçası olarak o yerleşimde yaşayanlar tarafından idare edildiği, mülkiyetin şirketlerin ya da devletin değil otonom yerel yönetimin denetimi altına verildiği bir düzeni ifade etmektedir.[33] Ekonominin yerel yönetimin eline verilmesi, ekonomiyi kamu alanının bir parçası haline getirir; izlenecek ekonomik politikalar, yerleşimde yaşayan bütün insanlar, yani yurttaşlar tarafından oluşturulur, karşılıklı doğrudan ilişki içinde genel çıkarlar doğrultusunda çalışılır, böylelikle birbirinden ayrılan mesleğe dayalı özel çıkarların ötesine geçilmiş olur.[34]

Yerleşimler arasında karşılıklı bağımlılık, en az bireyler arasındaki karşılıklı bağımlılık kadar önem taşır. Kültürlerin karşılıklı etkileşim sonucu gelişmesi, ekonomik ilişkilerin bir sonucudur; böyle bir gelişmeden yoksun kalan bir yerleşim kendi içine kapanır, birlikte yaşama dayalı bir yer olmaktan çıkıp özel yaşamlara indirgenir. İnsani ölçek kavramı, gerçek anlamdaki ekolojik bir yerleşim için daha uygun bir kavramdır; insanların kendi politik çevrelerini bütünüyle kavrama yeteneğini ifade eder; yoksa kendilerini dar görüşlü bir biçimde dışa kapatıp, kültürel uyarıcılar dışında, yerleşim sınırlarının ötesinden gelen hiçbir şeyi kabul etmeme anlamını taşımaz.[35]

Geleceğin yeni yerleşim biçimleri gerçek eko-topluluklardır. Bu topluluklar, insanlar arasında ve insanlık ile doğal dünya arasında yeni bir uyum arayışında olan insani eko-topluluklardır.[36] Gerçek anlamda özgür bir toplum özyönetime dayalıdır.[37] Özyönetim aynı zamanda gelecek bir toplumdaki idealleri oluşturur.

4.  TOPLUMSAL EKOLOJİNİN ÜLKEMİZE YANSIMALARI

Bookchin yaşamı boyunca geliştirdiği toplumsal ekoloji düşüncesi küresel çapta etkide bulunmuş ve ülkemizde de özellikle PKK lideri Abdullah Öcalan’ın bu düşünce akımından etkilenmesi ile beraber Kürt siyasi hareketi üzerinde etki bırakmıştır. 1999 yılında Öcalan’ın yakalanarak hapis cezasını çekmeye başlaması ile beraber PKK bakımından da ideolojik değişim yaşanmaya başlamıştır. Marksist-Leninist ideoloji üzerine temellenen PKK’nın siyasi yönelimi, Öcalan’ın post-Marksist siyasi düşüncelerden ve özellikle Bookchin’in çalışmalarından etkilenmesi, kendisini Bookchin’in öğrencisi olarak addetmesi ve 2004 yılında mektuplaşması ile beraber değişime uğramıştır.

“Demokratik Özerklik”, “demokratik konfederalizm”, “demokratik toplum” ve “özyönetim” gibi kavramlar etrafından yeni bir siyasi ve ideolojik söylem oluşturma süreci bu tarihten sonra izlenmeye başlanmıştır. Nitekim KCK Sözleşmesinin 11. maddesinde toplumsal ekoloji düşüncesi kendisine yer bulmuş ancak bu düşünce Abdullah Öcalan’a ait felsefe, teori ve strateji olarak takdim edilmiştir.[38] Benzer bir şekilde Kürt siyasi hareketinin içerisinde yer alan siyasi partilerce de toplumsal ekoloji düşüncesinin parti tüzüklerinde kendine yer bulduğu görülmüştür.[39] Kürtler üzerinde tek hakim güç olma iddiasını taşıyan ve bunu şiddet ve baskı yoluyla gösteren bir örgüt olan PKK’nın, hiyerarşi ve tahakküm karşıtı bir felsefenin dilini kullanması ve bunu bir ideolojik yenilenme gibi sunması [40] gerçek bir çelişki olarak ortada durmaktadır. PKK Ortadoğuda yaşanan uluslararası ve bölgesel gelişmeleri fırsat bilerek alan hakimiyeti kurmak ve uluslararası desteği sağlamak bakımından Bookchin’in düşüncelerinden faydalı bir araç olarak istifade etmiştir. Özellikle kanton yönetimleri olarak kendini gösteren bu pratik PKK için amaç ve hedeflerini gerçekleştirmede önemli fırsat, destek ve işbirliklerini beraberinde getirmiştir. 2006 yılında vefatı sonrasında PKK bir taziye mesajı yayınlayarak Bookchin’i “20. yüzyılın en büyük sosyal bilimcilerinden biri” olarak ilan etmiştir.[41]

SONUÇ

Hayata ilişkin bakışını düşüncelerine yansıtan ve oluşturduğu düşünce akımı ile Bookchin, toplumsal ilişkilerin temeline inilerek her türlü tahakküm ilişkisini ortadan kaldırmayı amaçlamış ve ancak bu hiyerarşi ve tahakküm ilişkilerinin yok olması ile özgür, özne olan bireye ve ekolojik sorunların özüne inilebileceğini ifade etmiştir.

Ekolojik sorunların özüne inilmesi sadece insanın insan üzerinde kurduğu tahakkümü değil, insanın doğa üzerinde kurduğu tahakkümün ortadan kaldırılması ile mümkün olacaktır. İnsanın insana ve insanın doğaya karşı tahakkümün ortadan kaldırarak özne olan bireyi politika sahnesine çıkaran Toplumsal Ekoloji aynı zamanda bireyin politik faaliyetini icra edeceği mekânı da belirleyerek özgürlükçü belediyeleri çözüm olarak sunmuştur. Bu belirlenim ve kentlerin ve yurttaşların yeniden doğumunu, küçük ve sınırlı bir yerel yönetim birimi ve bunların etkileşimde bulunarak kapalı toplumsal bir yapı ortaya çıkmasını engelleyecek ama özgürlüklerini de kısıtlamayacak bir konfederal örgütlenmeyi de ortaya çıkarmıştır. Bu düşünce yapısının ortaya koyduğu radikal fikirler uluslararası alanda ve ülkemizde de yankı bulmuştur.

Bireyin politika sahnesine yeniden bir özne olarak çıkması ve bütün karar alma süreçlerinde bizzat bulunması bu yönetimin doğrudan demokrasi pratiğini yaşatacağını göstermekle beraber bu yönetimin daha sonra kendi içinde alacağı kararlarla nereye doğru varacağı ise akla gelen sorulardan birini oluşturmaktadır. Burada Bookchin’in en önemli mirası olan tahakküm ilişkilerini reddetmesi, adeta bir emniyet supabı gibi devreye girerek sistemin özgürlükçü ve demokratik ruhunun ve yapısının korunmasını sağlayacaktır.

Bu özgürlükçü yapısı ve yurttaşı önceleyen anlayışı ile Toplumsal Ekoloji önümüzdeki dönemde de yerel yönetimlerdeki siyaset pratiklerini ve yaklaşımını etkileyecektir. Her ne kadar günümüz dünyasında kentlerin ölçeklerinin büyümesi yönünde bir kentsel gelişim trendi izlense de bu kalabalık ve ölçek içinde kaybolan bireyin yeni arayışlara girmesi ve buna yanıt araması da bir o kadar olası görünmektedir.

KAYNAKÇA

BIEHL, Janet, The Politics of Social Ecology: Libertarian Municipalism, Black Rose Books, Montreal, 1998.

BOOKCHIN, Murray, Toplumsal Ekolojinin Felsefesi: Diyalektik Doğalcılık Üzerine Denemeler, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 1996.

BOOKCHIN, Murray, Kentsiz Kentleşme: Yurttaşlığın Yükselişi ve Çöküşü, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 1999.

BOOKCHIN, Murray, Ekolojik Bir Topluma Doğru, Sümer Yayıncılık, İstanbul, 2013.

BOOKCHIN, Murray, Özgürlüğün Ekolojisi: Hiyerarşinin Ortaya Çıkışı ve Çöküşü, Sümer Yayıncılık, İstanbul, 2. Baskı, 2015.

İDEM, Şadi, “Toplumsal Ekoloji Nedir? Ne Değildir?”, Toplumsal Ekoloji, Sayı 1, Mart 2002, s.7-20.

MUTLU, Ahmet, “Küresel Tahakkümün Yönetsel Araçları ve Demokrasi”, Toplumsal Ekoloji, Sayı 6, Yaz 2007, s.20-26.

OKUR, Mehmet Akif, “Sicili Karanlık ‘Devrimci Terör’ün Yeni Coğrafyası”, <http://www.karar.com/gorusler/devrimci-terorun-yeni-cografyasi-79598#>, (Erişim: 22/12/2016).

ÖNDER, Tuncay, Ekoloji, Toplum ve Siyaset, Odak Yayınevi, Ankara, 2003.

TAVUKÇU, Sinan, “Murray Bookchin’in ‘Toplumsal Ekoloji’ Felsefesi KCK’nın İdeolojik Kodları”, <http://www.sde.org.tr/tr/authordetail/murray-bookchinin-toplumsal-ekoloji-felsefesi-ve-kcknin-ideolojik-kodlari/995>, (Erişim: 22/12(2016).

ÜNAL, Feyzullah, “Toplumsal Ekoloji”, Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı 26, Nisan 2010, s.114-123.

YARDIMCI, Sanem, İnsan-Doğa İlişkisi Ekseninde Derin Ekoloji ve Toplumsal Ekoloji, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2006.

 

 

[1] Ahmet Mutlu, “Küresel Tahakkümün Yönetsel Araçları ve Demokrasi”, Toplumsal Ekoloji, Sayı 6, Yaz 2007, s.20.

[2] Sanem Yardımcı, İnsan-Doğa İlişkisi Ekseninde Derin Ekoloji ve Toplumsal Ekoloji, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2006, s.77.

[3] Tuncay Önder, Ekoloji, Toplum ve Siyaset, Odak Yayınevi, Ankara, 2003, s.186-187.

[4] Şadi İdem, “Toplumsal Ekoloji Nedir? Ne Değildir?”, Toplumsal Ekoloji, Sayı 1, Mart 2002, s.9.

[5] Murray Bookchin, Toplumsal Ekolojinin Felsefesi: Diyalektik Doğalcılık Üzerine Denemeler, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 1996, s.11.

[6] Murray Bookchin, a.g.e., s.51.

[7] Murray Bookchin, a.g.e., s.11.

[8] Murray Bookchin, Ekolojik Bir Topluma Doğru, Sümer Yayıncılık, İstanbul, 2013, s.62.

[9] Murray Bookchin, Özgürlüğün Ekolojisi: Hiyerarşinin Ortaya Çıkışı ve Çöküşü, Sümer Yayıncılık, İstanbul, 2. Baskı, 2015, s.71.

[10] Murray Bookchin, Ekolojik Bir…, a.g.e., s.66.

[11] Murray Bookchin, Ekolojik Bir…, a.g.e.,  s.14-15.

[12] Murray Bookchin, Ekolojik Bir…, a.g.e., s.50.

[13] Feyzullah Ünal, “Toplumsal Ekoloji”, Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı 26, Nisan 2010, s.117.

[14] Şadi İdem, a.g.m., s.11-12.

[15] Murray Bookchin, Ekolojik Bir…, a.g.e.,s.29.

[16] Murray Bookchin, Ekolojik Bir…, a.g.e., s.30.

[17] Murray Bookchin, Ekolojik Bir…, a.g.e., s.31.

[18] Murray Bookchin, Ekolojik Bir…, a.g.e., s.173.

[19] Murray Bookchin, Ekolojik Bir…, a.g.e., s.180-181.

[20] Murray Bookchin, Ekolojik Bir…, a.g.e., s.186.

[21] Murray Bookchin, Ekolojik Bir…, a.g.e., s.174.

[22] Murray Bookchin, Ekolojik Bir…, a.g.e., s.174.

[23] Murray Bookchin, Ekolojik Bir…, a.g.e., s.68.

[24] Ahmet Mutlu, a.g.m., s.21.

[25] Murray Bookchin, Kentsiz Kentleşme: Yurttaşlığın Yükselişi ve Çöküşü, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 1999, s.288.

[26] Murray Bookchin, Kentsiz…, a.g.e., s.289.

[27] Murray Bookchin, Kentsiz…, a.g.e., s.290.

[28] Janet Biehl, The Politics of Social Ecology: Libertarian Municipalism, Black Rose Books, Montreal, 1998, s.vii.

[29] Murray Bookchin, Kentsiz…, a.g.e. s.324.

[30] Murray Bookchin, Kentsiz…, a.g.e. s.324-325.

[31] Murray Bookchin, Kentsiz…, a.g.e. s.325.

[32] Murray Bookchin, Kentsiz…, a.g.e. s.327.

[33] Murray Bookchin, Kentsiz…, a.g.e. s.329-330.

[34] Murray Bookchin, Kentsiz…, a.g.e. s.331.

[35] Murray Bookchin, Kentsiz…, a.g.e. s.333.

[36] Murray Bookchin, Kentsiz…, a.g.e. s.333.

[37] Murray Bookchin, Ekolojik Bir…, a.g.e., s.72.

[38] KCK Sözlşemesi 11. maddesinde bu husus şu şekilde yer almıştır: “Koma Civakên Kurdistan (Kürdistan Demokratik Toplum Konfederalizmi) kurucusu ve Önderi, Abdullah Öcalan’dır. Ekolojiye ve cinsiyet özgürlüğüne dayalı demokrasinin felsefik, teorik ve stratejik kuramcısıdır.”.

[39] Bakınız Demokratik Bölgeler Partisi Tüzüğü, <http://www.yargitaycb.gov.tr/sayfa/faaliyette-olan-siyasi-partiler/documents/dbp.pdf>, (Erişim: 22/12/2016).

[40] Sinan Tavukçu, “Murray Bookchin’in ‘Toplumsal Ekoloji’ Felsefesi KCK’nın İdeolojik Kodları”, <http://www.sde.org.tr/tr/authordetail/murray-bookchinin-toplumsal-ekoloji-felsefesi-ve-kcknin-ideolojik-kodlari/995>, (Erişim: 22/12(2016).

[41] Mehmet Akif Okur, “Sicili Karanlık ‘Devrimci Terör’ün Yeni Coğrafyası”, <http://www.karar.com/gorusler/devrimci-terorun-yeni-cografyasi-79598#>, (Erişim: 22/12/2016).

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.