Yerel Yönetim Gelirlerinde Haciz Uygulaması

yerel-yonetim-haciz

Hazırlayan

Hüseyin YILDIZ

Ankara – 2009


GİRİŞ

Devlet, kendisine yüklenen kamusal hizmet görme yükümlülüğünü yerine getirirken örgüt ve personel yanında taşınır ve taşınmaz mallar ile çeşitli araç ve gereçlere de ihtiyaç duymaktadır. Devletin ihtiyaç duyduğu bu mallara kamu yararının sağlanmasını teminen farklı bir hukuki rejim benimsenmiştir. Zira, kamusal hizmetlerin sunumunda süreklilik esastır ve bu hizmetlerin sunumunda yaşanacak bir gecikme, aralık, kesinti o hizmetten beklenen kamu yararının gerçekleşmesini engelleyecektir. Bu bakımdan bu hizmetlerin sunumunda kullanılacak malların da farklı bir düzenlemeye konu olması gerekmektedir.

Bu çalışma ile kamu malları kavramından yola çıkarak yerel yönetim kuruluşlarının gelirlerinin haczi konusu ele alınacaktır. Kamu mallarının haczedilemezliği kuralının kamu idareleri olan yerel yönetim kuruluşlarında uygulanma düzeyi detaylı bir şekilde ele alınmaya çalışılacaktır. Çalışmada 1980 sonrası piyasalaşma sürecinin yerel yönetim gelirlerinin haczedilebilmesi konusuna etkisi de yasal düzenlemeler çerçevesinde değerlendirmeye tabi tutulacaktır.

1. KAMU MALLARI KAVRAMI

İdare görevlerini yerine getirirken, hizmet görürken taşınır ve taşınmaz mallara, araç ve gereçlere gereksinim duymaktadır. Bunlara genel olarak kamu malları denmektedir.[1] Anayasa Mahkemesi ise kamu mallarını “Doğal nitelikleri gereği herkesin ortak yararlanmasına açık olan sahipsiz mallar ile kamu tüzel kişileri tarafından herkesin ya da halkın bir kısmının yararlanmasına ayrılan orta malları ve kamu hizmeti niteliğindeki etkinliklerin konusu ve aracı olan mallar” olarak tanımlamaktadır.[2]

2. KAMU MALLARININ ÖZELLİKLERİ

Kamu mallarının temel özellikleri şöyle sıralanabilir: [3]

  • Kamu malları devir ve ferağ edilemez,
  • Kamu malları üzerinde kanunlarla tanınan özel durumlar dışında medeni hukuk tasarrufunda bulunulamaz,
  • Kamu malları haczedilemez,
  • Kamu malları kamu hizmet malları dışında tapuya tescil edilemez,
  • Kamu malları kamulaştırılamaz,
  • Kamu malları diğer mallara göre özel bir korumaya tabi tutulur,
  • Kamu mallar vergi, resim ve harçlardan muaftır.

3. KAMU MALLARININ HACZİ KONUSUNDAKİ HUKUKİ ÇERÇEVE

3.1.  İdare Hukukunda Genel Olarak Kamu Mallarının Haczi

Devletin, yapı ve nitelik açısından diğer kamu tüzelkişilerinden ayrı bir varlık olup kamu hizmetlerini görebilmesi için örgütlenme ve personel yanında, taşınır ve taşınmaz mallara, araç ve gereçlere de gereksinimi vardır. Devletin gereksinim duyduğu ve kamu malları olarak adlandırılan bu mallar yukarıda da sıralanan özel bir hukuki rejime tabidirler. Bu bakımdan kamu malları hukuksal bakımdan özel mülkiyetteki mallardan farklı olduğu gibi, elde edilmeleri, yararlanma koşulları, elden çıkarılması bakımından değişik kurallara bağlıdır.

Kamu hizmetlerine özgülenmiş ve halkın doğrudan yararlandığı malların haczedilememesi ilkesi, kamu hizmetlerinin görülebilmesini kolaylaştırarak hukuk devletinin gerçekleşmesine yardımcı olur. Bu hizmetler; Devlet ve kamu tüzelkişileri tarafından veya bunların gözetimleri altında genel ve ortak gereksinimleri karşılamak, kamu yararını sağlamak için yapılan ve topluma sunulan devamlı ve düzenli çalışmalardır. Kamu hizmetlerinin görülmesine ayrılmış olan malların hacze konu olabileceklerini düşünmek, Devletin yerine getirmekle görevli bulunduğu hizmetlerin ifa vasıtalarını ortadan kaldırmak gibi arzu edilmeyen bir netice doğurur. Esas itibariyle kamu mallarının haczedilemeyeceği ilkesi, kamu düzeni düşüncesine dayanmaktadır.[4] Zira kamusal hizmetlerin sunulmasında ortaya çıkabilecek bir kesilme, aksama, aralık kamusal hizmetlerin sürekliliği ilkesine aykırılık oluşturacak, başka bir deyişle kamu düzeninin bozulmasına neden olacaktır. Kamu hizmetlerine ilişkin hizmette devamlılık ilkesinin sağlanması idarenin malvarlığına ilişkin bazı ayrıcalıkların idareye tanınmasına neden olmuştur.[5]

3.2.  Kamu Mallarının Haczedilmesi ile İlgili Yasal Altyapı

Kamu mallarının haczedilemezliği kurumu ile ilgili olarak yasal düzenlemelere ilk olarak İcra ve İflas Kanununa bakılarak başlanabilir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunun “Haczi Caiz Olmıyan Mallar ve Haklar” başlıklı 82. maddesine göre devlet malları ile özel kanunlarında haciz olamayacağı gösterilen mallar haciz edilemez. Bu kuralın arkasında Devletin borçlarını kendiliğinden ödeyeceği ve bunun hukuk devletinin gereği olduğu esası olduğu görüşü yanı sıra Devlete karşı cebri icranın yürüyememesi görüşüne de dayanır. Zira, cebri icrayı yürüten taraf Devlettir ve Devletin bunu kendisine karşı kullanması ise, tasavvuru güç bir durum oluşturmaktadır.[6] Ayrıca, Devlet mallarının haczedilemeyeceğine dair konulmuş olan hükmüm İcra ve iflas Kanuna konulmasında, kamu hizmetlerinin düzenli ve arasız bir tarzda yürütülmesini sağlamak maksadının güdüldüğü, Devletin kendisine ait borcu ödemesi lüzumunun, Devlet kamu kişiliğinin itibar ve haysiyeti icabından bulunmakla Devletten alacaklı bulunan kişilerin kovuşturma yollarına başvurmalarına lüzum ve ihtiyaç bulunmayacağının aşikar olduğu, kamu hizmetlerinin görülmesine ayrılmış olan malların hacze konu olabileceklerini düşünmenin, Devletin yerine getirmekle görevli bulunduğu hizmetlerin ifa vasıtalarını ortadan kaldırmak gibi arzu edilmeyen bir netice doğuracağı görüşünün de etkili olduğu görüşüne varılmaktadır.[7]

İcra ve İflas Kanununun 82 maddesi kamu mallarının korunması bakımından önemli bir yasal düzenleme olmakla birlikte kamu hukukuna tabi kamu malları ile özel hukuk hükümlerine tabi kamu malları arasında ayırıma gitmemiştir. Bu bakımdan herhangi bir özel düzenleme söz konusu olmadığı durumlarda Devletin özel hukuk hükümlerine tabi malları da haczedilemez mallar arsında yer almaktadır.

57788-screenshot_3

*1050 sayılı Kanun ile 5018 sayılı Kanunun devlet malı kavramı çerçevesinde incelenmesi[8]

 

Kamu mallarının hukuki rejiminin anlaşılabilmesi için bakılması gereken diğer bir yasal düzenleme 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’dur. 5018 sayılı Kanunun yerini aldığı 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanunun 2. maddesinde devlet malları “devletçe konulan ve toplanan vergiler ve resimler ile devlete ait paralar ve pay senetleri ile her türlü taşınır ve taşınmaz mal ve bunların kira geliri ve satış bedellerinden oluşmaktadır” hükmüne yer verilmiştir. 5018 sayılı Kanunun 3. maddesinde ise devlet malları kavramı yerine kamu kaynakları kavramının tercih edildiği görülmektedir. Buna göre kamu kaynakları, “borçlanma suretiyle elde edilen imkanlar dahil kamuya ait gelirler, taşınır ve taşınmazlar, hesaplarda bulunan para, alacak ve haklar ile her türlü değerlerinden” oluşmaktadır.

Kamu mallarının haczi konusunda bakılması gereken bir başka yasal düzenleme ise 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanundur. 6183 sayılı Kanunun değişik 70. maddesine göre 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine tabi iktisadi devlet teşekkülleri, kamu iktisadi kuruluşları, bunların müesseseleri, bağlı ortaklıkları, iştirakleri ve mahalli idarelerin malları hariç olmak üzere Devlet malları ile hususi kanunlarında haczi caiz olmadığı gösterilen mallar haczedilemez.

4.      YEREL YÖNETİMLERDE HACİZ UYGULAMASI

Haczedilmezlik ilkesinin birer kamu tüzel kişisi olan yerel yönetimlere yönelik olarak da düzenlenmiş olmasına rağmen yerel yönetimlerin mal varlığı üzerinde merkezi yönetimin malvarlığına benzer tam bir koruma söz konusu olmadığı, bunun yerine yerel yönetimlerin vergi ve resimleri ile kamu hizmetine tahsis edilmiş ve gelir getirmeyen malları ile bu korumanın sınırlı tutulduğu görülmektedir. Dolayısıyla, öğretide bulunan idarenin özel malları ile idarenin kamu hizmetine ayrılmış malları ayrımının yerel yönetimlere ilişkin uygulama alanı bulunduğu söylemek mümkün görülmektedir. Ancak, yerel yönetimlerin malvarlığına ilişkin olarak haczedilemezliğin kapsamının, 1980’li yıllarda uluslararası ve iç gelişmelerin ışığında başlayan piyasalaşma süreci doğrultusunda son yıllarda yerel yönetimlerde reform adı altında aşamalı olarak daha da daraltılma eğilimine girdiği gözlemlenmektedir.[9]

4.1.  1994 Yılına Kadar Yerel Yönetimlerde Haciz Uygulamasının Yasal Altyapısı

Kamu yönetimi reformu kapsamında çıkarılan 5393 sayılı Belediye Kanununun yerini aldığı 1580 sayılı Belediye Kanununun 19. maddesinin 7. fıkrasında belediye malvarlığı ile ilişkili olarak “Belediye daire ve şubeleri, bahçeleri, umuma ait akar olmıyan açık ve kapalı mahalleri emlak vergisinden müstesna olmak, belediye vergi ve resimleri ile hidematı ammeye muhtas ve akar olmayan emval ve eşyası üzerine haciz konulmamak” hükmüne yer verilmiştir. Söz konusu hüküm belediyelerin malvarlığı ile ilişkili haczedilmezlik kuralını oluşturmuştur. Buna göre, belediyelerin kamu hizmetine tahsis edilmeyip özel hukuk hükümlerine tabi bulunan malları ve bunların gelirlerinin haczedilmesi mümkündür.[10] 1580 sayılı Kanunun iptali istemiyle Anayasa Mahkemesinde açılan iptal davasında mahkeme iptal istemini reddetmiş ve kararında “Belediyelerin, devamlılık gösteren hizmetlerinin görülmesine ayrılmış olan emval veya eşyaların hacze konu olabilmesinin, belediyelerin yerine getirmekle yükümlü bulundukları kamuya ilişkin hizmetlerin ifa vasıtalarını ortadan kaldırmak gibi arzu edilmeyen bir netice doğuracağı kuşkusuzdur. İtiraz konusu kuralla getirilen sınırlamada amaç toplum yararının üstün tutulmasıdır. Bu sınırlama dışında belediye aleyhine her türlü icra takibinin yapılabilmesi mümkündür” ifadesine yer vererek belediyelerin özel hukuk hükümlerine tabi mallarının haczedilebileceği sonucuna varmıştır.[11]

4.2.  1994 – 2002 Yılları Arasında Yerel Yönetimlerde Haciz Uygulamasının Yasal Altyapısı

1994 yılında 3986 sayılı Ekonomik Denge İçin Yeni Vergiler İhdası İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun ile 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 70. maddesinde yapılan değişiklik yerel yönetim gelirlerinin haczedilebilmesini mümkün kılması bakımından önemli bir düzenleme niteliğindedir. Yukarıda da bahsedilen madde hükmüne göre yerel yönetimlere ait mallar haczedilemez Devlet mallarından hariç tutulmuştur. Başka bir deyişle yerel yönetimlerin malları bu değişiklikten sonra 6183 sayılı Kanun kapsamında haczedilebilir duruma gelmişlerdir.

3986 sayılı Kanun ile yerel yönetimlerin gelirlerini 6183 sayılı Kanun kapsamında haczedilebilme imkanı veren diğer düzenlemeler ise Kanunun 18. ve 19 maddeleridir. Buna göre, 3986 sayılı Kanunun, 17 maddesi ile 2380 sayılı Belediyelere ve İl Özel İdarelerine Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanuna eklenen Ek 4. madde ile belediyelerin SSK’ya olan prim borçlarının, bundan böyle, İller Bankası tarafından dağıtılan belediye payından kesilerek ödenmesi yöntemi getirilmiş; 3986 sayılı Kanunun 18. maddesi ile de “5237 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu ile Diğer Kanunlarla Belediyelere Verilen Payların Belediye Vergi ve Resimleri Hükmünde Olduğuna Dair 15.7.1963 tarih ve 277 sayılı Kanun”un 1. maddesi değiştirilmiş ve yeni düzenleme ile belediyelere verilmekte olan tüm payların, belediye vergi ve resimleri hükmünde olmakla birlikte belediyelerin 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsili gereken borçları nedeniyle gelirlerinin haczedilebileceği kuralı getirilmiştir.

4.3. 2002 Yılı Sonrasında Yerel Yönetimlerde Haciz Uygulamasının Yasal Altyapısı

4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun da yerel yönetim gelirlerinin haczedilebilmesini mümkün kılan bir başka yasal düzenlemedir. 4749 sayılı Kanunun 11. maddesine göre yerel yönetimlere dış borcun ikrazı suretiyle kullandırılan kredilerden, ikraz edilen kuruluşlarca vadesinde Hazine Müsteşarlığa ödenmeyen kısımlar ve Hazine garantilerinden Hazine Müsteşarlığınca üstlenmeler neticesinde doğan alacaklar ile ikrazen ihraç edilmiş olan Devlet iç borçlanma senetlerinin borçlu yerel yönetim tarafından ödenmemesi durumunda, bu tür alacaklar için 6183 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.

Yerel yönetim gelirlerinin haczedilebilmesi bakımından 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununa da bakmak gerekmektedir. 5018 sayılı Kanunun 12. maddesinin 3. fıkrası uyarınca genel bütçe; Devlet (Hazine) tüzel kişiliğine dahil olan ve Kanuna ekli (I) sayılı cetvelde yer alan kamu idarelerinin bütçeleri olarak tanımlanmıştır. Mahalli idareler 5018 sayılı Kanunun 2. maddesinin (e) bendi ve 12. maddenin son fıkrası ile tanımlanarak, Hazineden ayrı olarak değerlendirilmiştir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 81. maddesinin 1. bendinde yer alan devlet malı kavramının kapsamına, belediyelerin mallarının dahil edilmesi son düzenlemelerle mümkün görülmemektedir. Dolayısıyla, genel bütçeli bir kuruluşun sahip olduğu malların haczine karşı sağlanan tam koruma, belediyeler için söz konusu olamayacak ve ancak 2004 sayılı Kanunun yine 81. maddesinin 1. bendinde yer alan özel kanunlarla haczedilemeyeceği belirtilen malları için bir koruma söz konusu olacaktır.[12]

Yerel yönetimler reformu kapsamında çıkarılan 5393 sayılı Belediye Kanununun “Belediyenin yetkileri ve imtiyazları” başlıklı 15 maddesinin son fıkrasında “Belediyenin proje karşılığı borçlanma yoluyla elde ettiği gelirleri, şartlı bağışlar ve kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan malları ile belediye tarafından tahsil edilen vergi, resim ve harç gelirleri haczedilemez” hükmüne yer verilmiştir. Söz konusu düzenleme ile 1580 sayılı mülga Belediye Kanunundan farklı olarak haczedilemezlik için “kamu hizmetine tahsis” koşulu yerine “kamu hizmetlerinde fiilen kullanılma” koşulunu getirmiş ve belediye meclisi kararı ile malvarlığı içerisinde yer alanlar kamu hizmetine tahsis edilmiş olsa bile eğer fiilen kullanımda değilse bu mallara yönelik haczin önünü açmıştır. Düzenlemenin bir başka çarpıcı noktasını ise, özellikle belediyelerin dış borçlanmalarında gündeme gelen belediyenin proje karşılığı borçlanma yoluyla elde ettiği gelirlerin ve şartlı bağışların haczedilemezlik kapsamına alinmiş olmasıdır. Bu durum küreselleşme sürecinde belediyelerin nasıl bir yola teşvik edildiklerini görmek bakımından da önemlidir.[13]

5393 sayılı Kanunun 15. maddesinin son fıkrasında yer alan “belediye tarafından tahsil edilen vergi, resim ve harç gelirleri” ifadesi, belediyeler tarafından tahsil edilmeyen vergi, resim ve harç gelirlerinin hacizden korunması imkanının ortadan kalktığı düşüncesini akla getirmektedir. 5779 sayılı İl Özel İdarelerine ve Belediyelere Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanunun 7. maddesinin 1. fıkrasında “Bu Kanunda, il özel idareleri ve belediyelere, genel bütçe vergi gelirleri tahsilâtından ayrılacak paylar ile diğer kanunlarda bu idarelere verilmesi öngörülen paylar vergi hükmündedir” ifadesine yer verilmiştir. Ayrıca, Kanunun 7 maddesinin 2. fıkrasında “İl özel idareleri ve belediyeler ile bu idarelere bağlı kuruluşların ve bunlara ait tüzel kişilerin, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı AATUHK hükümlerine göre takip edilen Devlete olan borçları, 28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun kapsamında tanımlanan Hazine alacağı niteliğindeki borçları, İller Bankasına olan borçları ile sosyal güvenlik kuruluşlarına olan borçlarına karşılık, bu idareler adına her ay genel bütçe vergi gelirleri tahsilatı toplamı üzerinden ayrılacak tutardan, alacaklı idarelerin talebi üzerine, ilgisine göre Maliye Bakanlığı veya İller Bankası tarafından kesinti yapılarak alacaklı idarelere ödenir” hükmüne de yer verilerek bu paylardan kesinti yapılabilmesine ilişkin esas ve usul düzenlenmiştir. Bu bakımdan 6183 sayılı Kanun ve 4749 sayılı Kanun uyarınca bu payların haczedilebileceği ortada olmakla birlikte bu payların vergi olduğuna 5779 sayılı Kanunda yer verilmiş olmakla birlikte 5393 sayılı Kanunda sadece vergilerin belediyeler tarafından tahsil edilebilmesinin haczedilmezlik kuralının kapsamına alınması 5393 sayılı Kanun ile yerel yönetim gelirlerine getirilen bir başka sınırlamayı oluşturmaktadır.

5393 sayılı Kanunda yer alan düzenlemeye benzer bir düzenlemeye 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanununda da yer verilmiştir. 5302 sayılı Kanunun 7. maddesinde de “İl özel idaresinin proje karşılığı borçlanma yoluyla elde edilen gelirleri, vergi, resim ve harçları, şartlı bağışlar ve kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan malları haczedilemez” hükmü yer almaktadır. Bu bakımdan belediyelere ilişkin olarak yapılabilecek yorumlar il özel idareleri için de geçerli olacaktır.

442 sayılı Köy Kanununun 8. maddesinde “Köyün orta malı kanun karşısında Devlet malı gibi korunur. Bu türlü mallara el uzatanlar Devlet malına el uzatanlar gibi ceza görürler” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre, köy orta malları da Devlet malı gibi haczedilemez nitelik taşımakta ve bundan başka, köyün kamu hukukundan doğan alacaklarının da haczi uygun değildir.[14]

SONUÇ

Kamu mallarının haczedilemezliği kamu mallarının temel özelliklerinden birini oluşturmaktadır. Bu kuralın uygulanmasının daha çok merkezi idare kapsamındaki kurum ve kuruluşlar bakımından tam olarak uygulandığı görülmektedir. Yerel yönetim kuruluşlarının gelirleri alanında haciz uygulamasının bu kuruluşların özek hukuk hükümlerine tabi malları bakımından eskiden beri uygulandığı görülmektedir. Bununla birlikte yerel yönetim mallarının haczedilemezliği ilkesinin giderek kapsam olarak daraldığı görülmektedir. Gerek 6183 sayılı Kanunda 1994 yılı sonrasında yapılan değişiklik gerekse 2002 yılı sonrasında kamu yönetimi alanında yürütülen reformun bir parçası olarak yerel yönetim alanlında yapılan yeniden yapılandırma çalışmaları ile yerel yönetim gelirlerine haciz uygulaması yaygınlık kazanmaya başlamıştır. 1980 sonrası başlayan piyasalaşma süreci ile kamu hizmeti kavramına olumsuz bir yaklaşım benimsenmesi ile birlikte yerel yönetim mallarının haczedilememesi kuralının da yıpranmaya başladığı görülmektedir. 2002 yılı sonrasında yapılan yerel yönetim alanlında yapılan yasala değişiklikler de aslında bir tür imtiyaz olan yerel yönetim gelirlerinin haczedilememesi kuralının uygulama alanını daralttığı görülmektedir.

 

KAYNAKÇA

Çınar, Tayfun, “Belediyeler ve Haciz”, Memleket Mevzuat, Temmuz 2005, S.1, s.7-9.

Erarslan, Taner, “Belediye Malvarlığı Haczedilebilir Mi?”, <http://www.malikilavuz.com/emakale/010/index.php>.

Gözübüyük, A. Şeref, Tan, Turgut, İdare Hukuku, C.1, Ankara: Turhan Kitabevi, 1998.

Kardeş, Selahaddin, Ansiklopedik Hazine Malları Sözlüğü, Maliye Bakanlığı: Ankara, 2004, s.558.

Kuru, Baki, “Haczi Caiz Olmayan Şeyler”, <http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/38/340/3588.pdf>, s.277-326.

www.anayasa.gov.tr

 

[1] A. Şeref Gözübüyük ve Turgut Tan, İdare Hukuku, C.1, Ankara: Turhan Kitabevi, 1998, s.669.

[2] Anayasa Mahkemesi, E. 1996/66, K.1997/7, <http://www.anayasa.gov.tr/eskisite/KARARLAR/IPTALITIRAZ/K1997/K1997-07.htm>.

[3] Selahaddin Kardeş, Ansiklopedik Hazine Malları Sözlüğü, Maliye Bakanlığı: Ankara, 2004, s.558.

[4] Anayasa Mahkemesi, 21.10.1992, E. 1992/13, K. 1992/50, <http://www.anayasa.gov.tr/eskisite/KARARLAR/IPTALITIRAZ/K1992/K1992-50.htm>.

[5] Tayfun Çınar, “Belediyeler ve Haciz”, Memleket Mevzuat, Temmuz 2005, S.1, s.7.

[6] Baki Kuru, “Haczi Caiz Olmayan Şeyler”, <http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/38/340/3588.pdf>, s.283.

[7] Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 15.1.1947, E. 1946/14, K. 1947/5.

[8] Taner Erarslan, “Belediye Malvarlığı Haczedilebilir Mi?”, <http://www.malikilavuz.com/emakale/010/index.php>.

[9] Tayfun Çınar, a.g.m., s.8.

[10] Baki Kuru, a.g.m., s.286.

[11] Anayasa Mahkemesi, 20.9.2000, E. 1999/46, K. 2000/25, <http://www.anayasa.gov.tr/eskisite/KARARLAR/IPTALITIRAZ/K2000/K2000-25.htm>.

[12] Taner Erarslan, a.g.m..

[13] Tayfun Çınar, a.g.m., s.9.

[14] Baki Kuru, a.g.m., s.285.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.