Türkiye’de Kentsel Politika ve Konut Politikası

kentsel politika ve konut politikasi

Hazırlayan

Hüseyin YILDIZ

Ankara – 2009


GİRİŞ

Uygarlık ve insanlık tarihi, bir anlamda kentlerin tarihidir denilebilir. Kendi tarihleri içerisinde uygarlık tarihini de barındıran kentsel yerleşimler, tarih boyunca günün egemen düşünce anlayışı ile şekillenen mekanlar olmuştur. Bu mekanlar tarihi süreç içinde değişim ve dönüşüme açık olmuşlar ve kentsel değişime ilişkin tüm bu süreçlerde, hakim ideoloji kentin fiziksel yapısını da belirlemiştir.

Bu tarihsel süreç içinde kentsel mekanı biçimlendiren esas itibariyle toplumsal, ekonomik ve siyasi ilişkilerin oluşturduğu bir ağ olan ve hakim ideolojinin mekanı yansımasını sağlayan kentsel politikalar olmuştur. Bu çalışma ile kentsel politikalardan ne anlaşılması gerektiği, kentsel politika alanı olarak konut politikaları Türkiye özelinde ele alınacaktır.

1.  GENEL OLARAK KENTSEL POLİTİKA KAVRAMI

21. Yüzyılda, dünya nüfusun büyük bir bölümünün kentlerde yaşadığı düşünüldüğünde, bugün dünyanın pek çok yerinde mekansal adalet, kent yoksulları, kentsel hizmetlerin eksikliği gibi ortaya çıkan kentsel sorunların çözümlenmesi ve bu sorunların çözümüne dönük politika arayışları önem ve öncelik kazanmıştır. Ancak, bu noktada kritik olan olguyu, bu çözümleme sürecinin dayanacağı bilimsel ve ideolojik temel oluşturmaktadır. Bu bilimsel ve ideolojik temeli ise uygulanmakta olan kentsel politikalardan anlamak mümkündür.

Günümüzde kentsel politikalardan, yaşam çevresi ve toplumsal yaşam arasında olumlu ilişkiler kuran ve donatıları iyileştiren, var olan bozuklukları gideren bir yenilemenin getirilmesinde ve yerleşmelerin yetersizliklerinin giderilmesinde, iyileştirilmesinde ve de özde toplumun sorunu olarak yansıyan her hususa yanıt getiren ve ülke genelinde tüm kentlerde kentsel kalitenin egemen kılınması sağlayan bir ele alış anlaşılmaktadır.[1] Daha çok mekanı inceleme konusu yapan ancak bunu yaparken esas olarak mekanın fiziksel düzeltimini ele alan bir anlayış ortaya konmaktadır. Oysaki esas olarak kentsel mekanları dönüştüren ve değişime zorlayan söz konusu kentsel mekan üzerinde cereyan eden toplumsal, ekonomik ve siyasi ilişkiler ağının ortaya koyduğu bir bütündür. Söz konusu ilişkiler ağı hem kentsel mekanın oluşmasında, hem biçimlenmesinde, hem de değişim ve dönüşümünde esas rolü oynamaktadır.

Kentsel politika kavramından “kentsel dönüşüm” ve “kentsel yenileme” gibi kentsel mekanın fiziki değişimini esas alan yaklaşımlar günümüzde anlaşılmaktadır. Bahsi geçen kavramlar kentsel politikanın uygulanmasında başvurulan uygulama araçlarıdırlar. Bu bakımdan kentsel politikaların anlaşılmasında yukarıda bahsedilen indirgemeci yaklaşımın benimsenmesi resmin tamamının görülmesini engelleyecek ve günümüzde hakim olan kentsel politika anlayışının olumlanması anlamına gelecektir.

Kentsel politikaların çağımızdaki görünümünü ortaya koymak için kapitalist üretim ilişkilerini analizin ana referans noktası olarak belirlemek gerekmektedir. Kapitalist üretim ilişkilerinin biçimlendirildiği ve yeni üretim süreçlerinin örgütlendiği günümüz kentleri, kapitalist ekonomi-politiğin doğal bir sonucu olarak sosyal ve siyasal anlamda eşitsizliği yeniden üreten yapıları ortaya çıkarmıştır. Kapitalist ekonomi-politiğin bu yapıyı ortaya çıkarmış olmasına rağmen liberal egemen söylem, genel yaklaşım olarak kenti; üretim ilişkilerinden ve bu ilişkilerin mekana yansımasından bağımsız olarak ele almış ve insanların kentlerde bir araya gelmesini toplumsal ve kültürel nedenlerle açıklama yolunu seçmiştir.[2] Bir ilişkiler ağı bütünü olan kentsel politikanın hakim ideolojik anlayış temelinde incelenmesi değişimin ve dönüşümün ana eksenini anlamak bakımından doğru bir yaklaşım olacaktır.

2.  KENTSEL POLİTİKA ALANI OLARAK KONUT POLİTİKALARI

3.1.  Genel Olarak Konut Politikaları ve Konut Sorunu

Kentsel politikaların mekan üzerindeki uygulama alanlarından birini de konut politikası oluşturmaktadır. Konut politikası hem toprak üzerindeki mülkiyet ilişkilerini ve durumunu göz önüne sermesi, hem de kentsel politikanın kentsel mekan üzerindeki yansımasını ortaya koyması bakımından büyük önem taşımaktadır.

İnsanın barınma gereksiniminin karşılanması açısından konut, her zaman için temel bir sorun olma özelliğini korumuştur. Konut sorunu kural olarak kentsel ve kırsal alanlarda sağlıklı bir barınmayı içermekte ise de daha çok ekonomik gelişme nedeni ile, nüfusun hızla arttığı çekim merkezlerinde ortaya çıkmaktadır. Yüksek kentleşme hızı ve kentsel alanlarda arsa ve konutun bireysel kazanç için sürekli spekülasyona konu olması, konut maliyetlerinin yükselmesine yol açmaktadır. Böylece, ekonomik sorunlar nedeni ile göç etmiş insanların kentsel alanlarda kendilerine ait konut edinmeleri zorlaşmaktadır. Bu durum yönetsel ve siyasal sorunlarla birleşince, özellikle gelişmekte olan ülkelerde gecekondu olgusunu teşvik eden bir unsur haline gelmektedir. Bir yanda gecekonduların artmasına yol açan politikaların izlenmesi, diğer yandan arsa ve konutun bireysel kazanç için spekülasyon aracı olarak kullanılması, kentsel mekanların gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir.[3]

İnsanların temel ihtiyaçlarından biri olan barınmayı sağlayan bir ortam olarak konut, gerçekte temel sosyolojik bir birim olan aileyi bir arada tutan fiziksel ve moral mekanlar bütünüdür. Bu nedenle daha 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile konut, temel bir insan hakkı olarak tanımlanmış ve 20 yy’ın özellikle son çeyreğindeki uluslararası platformda bu konuya ilişkin düşünce ve projeler öne çıkmıştır. Nitekim, 1996 yılında yapılan Habitat II kapsamında ortaya konulan temel hedeflerden birisi, “herkese yeterli konut” olmuştur. Yeterli konut, elbette, herkes için yaşanabilir bir ortamda gerçekleşmelidir. Bu ortam, temiz, güvenli, barış içinde, insan onuruna yaraşır, gereksinmelere duyarlı, tüm canlıların birlikte yaşamlarının ve canlı olmayan değerler bütününün önemsendiği sağlıklı bir yaşam çevresini kapsamalıdır.[4]

Her ülkede belirli coğrafi, ekonomik ve politik bağlamda ortaya çıkan konut sorunlarının çözümüne yönelik olası araçlar da genellikle kamu yönetimi ve politikalarının ulusal yapısıyla bağlantılıdır. Bu nedenle azgelişmiş ülkeler ile gelişmiş ülkelerin sorunun niteliği ve buna ilişkin üretilen politikalar farklılık göstermektedir. Konut sorunu, azgelişmiş ülkelerde nicelik, gelişmiş ülkelerde ise nitelik yönünden öne çıkmaktadır.[5]

Konut piyasasında rol alanlar (konut sahipleri, kiracılar, emlakçılar, müteahhitler, finansal kurumlar, devlet, vb) farklı yollarla konutun kullanım değeri ile değişim değerini belirleyebilmektedirler: Konutlarda oturanların -konut sahibi ya da kiracı- temel kaygısı kullanım değeridir. Konut inşaatı sürecinde şirketler rekabetçi baskı altındadır ve kar sağlamak zorundadır. Konut piyasasındaki banliyöleşme süreci ve yeniden geliştirme ve iyileştirme süreçleri bu grubun çıkarına uygun düşmektedir. Devlet kurumları; mali kurumların, müteahhitlerin ve inşaat sanayisinin vergi kolaylıkları yoluyla değişim değeri elde etmelerini sağlayarak karlarını güvence altına alma ya da risklerini yok etme işlevindedir. Altyapı hizmetlerini sağlayarak, ulaşım sorunlarını çözerek ve çevreyi düzenleyerek konutun kullanım değerine katkıda bulunmaktadır.[6]

Türkiye’de kentsel dönüşüm deyince akla gecekondu bölgelerinin dönüşümü geliyor. Kentsel dönüşümün doğasına aykırı olarak, kentlerin farklı problemlerine karşı tek ve ani çözümler uygulanıyor. Dönüşüm sorunları fiziki mekanın dönüşümüne indirgenirken, ekonomik, sosyal ve kültürel boyutlar genellikle dikkate alınmıyor.[7]

3.2.  Konut Hakkı

Konut politikalarını konu alan incelemelerde temel kavramı “konut hakkı” oluşturmaktadır. Konut hakkının uluslararası alandaki en üst dayanağı Birleşmiş Milletlerce 1948’de ilan edilen Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 25/1 maddesidir. Söz konusu maddede “Herkesin gerek kendisine gerekse ailesi için, beslenme, giyim, barınma, sağlık ve öteki sosyal hizmetler de içinde olmak üzere; sağlığını ve güvencini sağlayacak, uygun bir yaşam düzeyine hakkı vardır. İşsizlik, hastalık, dulluk, yaşlılık ya da geçim olanaklarından kendi isteği ve iradesi dışında yoksun kalma gibi durumlarda sosyal güvenlik hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir. Avrupa Konseyi Avrupa Yerel Yönetimler Konferansı’nda Mart 1992’de kabul edilmiş olan Avrupa Kentsel Şartı da “mahremiyet ve dokunulmazlığının garanti edildiği, sağlıklı, satın alınabilir, yeterli konut stokunun sağlanması”nı öngörmektedir.

1961 Anayasasının 49. Maddesi devletin “herkesin beden ve ruh sağlığı içinde yaşayabilmesini ve tıbbî bakım görmesini sağlamakla ödevli” olduğu belirtilmiş ayrıca aynı madde ile devletin “yoksul veya dar gelirli ailelerin sağlık şartlarına uygun konut ihtiyaçlarını karşılayıcı tedbirleri alması gerektiği”ni vurgulanmıştır. 1982 Anayasasının Konut Hakkı başlıklı 57. Maddesinde ise; devletin “şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir planlama çerçevesinde, konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri” alacağı ve bu çerçevede gerekli toplu konut girişimlerini destekleyeceği hükmüne yer verilmiştir. 1961 Anayasasında dar gelirli ve yoksul kesimleri öncelik göstererek konut ihtiyaçlarının karşılanması gerektiği vurgulanırken 1982 Anayasasında öncelik gösterilmeden devletin konut ihtiyacının karşılanmasıyla ilgili sorumluluğu yasalaştırılmıştır.

Yukarıda da görüldüğü  üzere “konut hakkı” gerek insan hakları alanındaki uluslararası belgelerde, gerekse 1961 ve 1982 Anayasalarında temel insan hakları arasında sayılmıştır. Bir insan hakkı olarak “konut hakkı” yeterli yaşam standardına sahip olunabilmesine temel öğelerinden biri olarak kabul edilmektedir.

3.3.  Türkiye’de Konut Politikaları

Türkiye’de 1923 yılından günümüze kadar bir süreçte uygulanan konut politikaları genel olarak üç ayrı dönemde incelenebilir; 1923-1950 dönemi, 1950-1980 dönemi ve 1980 sonrası.

3.3.1. 1923–1950 Dönemi

Cumhuriyetin ilk yılları sınırlı ekonomik kaynaklar nedeniyle konut yapımı açısından durgun geçmiştir. Savaşta tahrip edilen kentlerin imarı, terk edilen topraklara yeni yerleşimlerin yapılması, başkent olarak ilan edilen Ankara’nın yeniden inşa edilmesi gibi sorunlar mevcuttur. Bu dönemde imar problemleri ilk planda çözülmesi gereken sorunlar arasında yer almadığından bu problemlerin çözümü özel teşebbüslere bırakılmıştır. Bu dönemde imar ve yerleştirme faaliyetlerini yürütebilmek için bir “Mübadele ve İskan Vekaleti” kurulmuş ve Türkiye’de kişilerin konut sorunlarını çözebilmek amacıyla ilk kurulan ve aktif olarak hizmet veren organizasyon olan “Emlak ve Eytam Bankası” 1926 yılında kurulmuştur. Banka, 1946’da statüsünü değiştirerek “Türkiye Emlak Kredi Bankası” adını almış ve 2001 yılına kadar varlığını sürdürmüştür.[8]

3.3.2.      1950–1980 Dönemi

1950-1980 Dönemi; kentleşmenin hız kazanması ve gecekonduların çoğalması bu dönemin konut politikasının önceliğini gecekondulaşmanın önlenmesine yöneltmiştir. Ankara, İstanbul ve İzmir gibi büyük şehirlere yönelen yoğun göçler gecekondu sorununu ortaya çıkarmıştır. Dönem içerisinde İmar ve İskan Bakanlığı 1958 yılında kurulmuş ve 1961 Anayasasıyla birlikte dar gelirli ve yoksul ailelerin sağlık koşullarına uygun barınma gereksinmelerini karşılamak ödevi devlete verilmiştir. Konut gereksinmesinin karşılanması amacıyla gecekondu alanlarına alt yapı götürülmesi, gecekonduların iyileştirilmesi, iyelik durumunun normalleştirilmesi, kent imarı ve konut konusunda mal oluşun karşılanması ilkesinin benimsenmesi ve bütçe dışı kaynaklarla Toplu Konut Fonu oluşturulması ve konut kesiminde özelleştirme politikaları güdülmüştür. 1966 yılında da 775 sayılı yasa ile gecekondunun varlığı resmen kabul edilmiş, kentte yerleşebilmesine yönelik resmi olanaklar ve kurallar getirilmiştir. Kırdan kente göçün başladığı 1950’li yıllardan itibaren göçenlerin kendileri için yaptıkları, aile değiştikçe değişip gelişebilen, geçici bir barınma çözümü olarak tanımlanan gecekondu olgusu 1975’lerden bu yana ilgili mevzuat düzenlemelerinin de yardımıyla nitelik değiştirmiş, kentsel ranta el koyarak hızla gelişen kentsel arsa spekülasyonu aracına dönüşmüş ve kalıcı hale gelmiştir.[9]

3.3.3. 1980 Sonrası

1980 Sonrasında; Türkiye’de kentlerin ağırlıklı olarak rant merkezli gelişme dinamikleriyle şekillendirilmekte olduğu gözlenmektedir. Bu dönemin belirgin özelliklerinden birini de bütüncül bir planlama anlayışının yerini rant beklentili gayrimenkul yatırımlarına odaklanan bir “kentsel projecilik” anlayışının alması oluşturmaktadır. Özellikle büyük kentlerimizdeki kentsel dönüşüm ve kent çeperlerindeki yeni yapılaşmalarla ilgili olarak hakim olan anlayışın bu çerçevede geliştiğini söylemek mümkündür. [10]

Ülkemizin yaşadığı hızlı nüfus artışı ve hızlı kentleşme sebebiyle oluşan konut ve kentleşme sorunlarının çözülmesi ve üretimin artırılarak işsizliğin azaltılması amacıyla, 1984 yılında Genel İdare dışında Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi Başkanlığı kurulmuştur. Bu tarihte yürürlüğe giren 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu ile özerk Toplu Konut Fonu oluşturulmuştur. Dönem içerisinde Toplu Konut Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ve kaynak kullanımında önceliğin kooperatiflere verilmesiyle birlikte kısa sürede çok sayıda kooperatif ve kooperatif birlikleri kurulmuş ve kooperatifler konut üretimi içinde giderek daha fazla pay almaya başlamışlardır.[11]

Toplu Konut İdaresi temel amacı olan (özellikle dar gelirliler için) konut sorununu çözmek ve sağlıklı kentsel alanların yaratılmasını gerçekleştirememiş kaynakları uzun süre orta ve üst-orta sınıflara aktarılmıştır. TOKİ 90’lı yıllar boyunca, bir sosyal devlet aygıtı olmasına rağmen misyonunu yerine getirmemiştir. Dönem içerisinde özellikle 2003 yılından sonra toplu konut üretmek üzere TOKİ’ye arazi devri, kamu eliyle konut üretiminin artmasına yol açan bir faktör olmuştur. TOKİ ülke genelinde devlet eliyle konut üretimi yoluyla konut sektörünün en önemli ve tek aktörü haline gelirken, TOKİ uygulamaları sektörü belirler hale gelmiştir. [12]

50 yıl kadar gecekondulaşmaya göz yuman ve destekleyen yerel ve merkezi yönetimler ise, kent topraklarından elde edilebilecek rantın ve spekülatif kazançların 90’lı yıllarda artmasıyla beraber gecekondulaşmaya karşı politikalar geliştirmeye başlamışlardır. 2000’li yıllarda neoliberal kentleşme dinamikleri hız kazanmış ve kentsel arazilerin ve yapıların “kullanım değerleri” yerine “değişim değerleri”ni temel alan bu politikalar, daha çok kazanç sağlayacak ve rant getirecek “prestijli” projelerinin uygulanmasını hedeflemiştir.[13]

Son dönemde şehirleşme açısından gündemi en çok belirleyen konu olan kentsel dönüşüm ve gecekondu dönüşüm projeleri bu bağlamda önem kazanmıştır. Bu projelerde anahtar kurum olan TOKİ finansman, arazi sunumları ve altyapı yatırımları sağlamakta ve bazı inşaatları yürütmektedir. TOKİ’nin kentsel dönüşüm ve gecekondu dönüşüm projelerindeki amacı, kendi söylemine göre, çöküntü alanlarını yaşanabilir hale getirmek, dar gelirli vatandaşlara konut sahip olma imkanları yaratmak ve bu kişileri sağlıksız ve plansız gecekondu bölgelerinden çıkarmaktır. Ancak yakından incelendiğinde gecekondu dönüşüm projeleri, enformel konut alanlarında tutunmaya çalışan yoksul kesimlere -ki bunların büyük çoğunluğu artık bu bölgelerde kiracı olarak yaşamaktadır- erişebilir ve yaşanabilir konut sunmak yerine mülkiyet statüsü üzerinden hareket eden yalnızca “fiziksel iyileştirme”ye odaklanan projelerdir ve dolayısıyla varolan eşitsizlikleri perçinlemektedir. Kent sorunlarını çözeceği umulan dönüşüm projeleri esasen yoksulları rantı yükselen bölgelerden uzaklaştırmakta ve bu bölgeleri prestijli konut alanları, iş merkezleri ve turizm bölgelerine dönüştürmektedir. TOKİ, kentsel dönüşüm ve gecekondu dönüşüm projeleriyle büyük bir rant yaratmakta, ancak bu rantın şehir yoksullarına adil ve kabul edilebilir bir biçimde geri dönüşümünü sağlayamamaktadır.[14]

Bu dönemde özellikle 2000’li yıllarla birlikte artan ve büyük bir rant kapısı açan lüks konut üretiminin, şehir makroformlarına bazı olumsuz etkileri olmuştur. Şehir içinde site ve rezidans benzeri yapılanmalar için uygun yer bulamayan, temiz hava ve yeşil alana erişmek veya trafik gürültüsünden kaçış gibi nedenlerle kent dışında inşa edilen lüks konutların bir bölümü su havzaları veya orman alanlarının içinde yer seçtikleri için bu konularda yargıya da intikal eden büyük tartışmalar yaşanmıştır.[15]

SONUÇ

Kentsel politikaları anlamaya ve anlatmaya yönelik girişimlerin konunun niteliği gereği toplumsal, ekonomik ve siyasi bir ilişkiler ağından oluşan bütünü göz önünde bulundurması gerekir. Kentsel politika alanı olarak konut politikaları da bu bağlamda inceleye tabi tutulmalıdır. Zira konut politikalarını belirleyen ve yönlendiren de yukarıda bahsedilen ilişkiler ağı bütününün bizatihi kendisidir.

Bir temel insanlık hakkı olarak “konut hakkı” gerek uluslararası insan hakları belgelerinde gerekse 1961 ve 1982 Anayasasında yer almıştır. Konut hakkı en temel insanı gereksinimlerden biri olan barınma hakkını tanıması bakımından oldukça önemli bir yere sahiptir. Zira, “konut hakkı” yeterli yaşam standardına sahip olunabilmesine temel öğelerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Türkiye’de konut politikaları üç dönem içerisinde incelendiğinde 1923-1950 arası dönemin özelliği gereği yeni kurulan Cumhuriyetin yaşadığı ekonomik kaynak sıkıntısı nedeniyle konut yapımı açısından durgun geçen ancak konut sorunlarını çözmek amacıyla “Emlak ve Eytam Bankası” kurulduğu bir dönem olmuştur. 1950-1980 arası dönem kentleşmenin hız kazandığı, gecekondulaşmanın arttığı, konut hakkının anayasal bir dayanağa kavuştuğu, gecekondulaşmanın önlenmesine yönelik çabaların olmasına karşın gecekondulaşmanın resmen tanındığı ve gecekonduların geçici bir barınma çözümü olmaktan çıkarak kentsel ranta el koyarak hızla gelişen kentsel arsa spekülasyonu aracına dönüştüğü bir dönem olmuştur.

1980 sonrası dönem ise, konut politikalarını rant merkezli gelişme dinamiklerinin belirlediği bir dönem olmuştur. Dönem içerisinde konut sorununu çözmeye yönelik bütüncül bir yaklaşım yerine rant beklentili “kentsel projecilik” yaklaşımı benimsenmiştir. Kent topraklarından elde edilecek rantın ve spekülatif kazançların arttığı bu dönemde gerek yerel gerekse merkezi idareler gecekondulaşmaya karşı politikalar geliştirmeye başlamışlar ve neoliberal kentleşme dinamiklerinin etkisiyle kentsel yapılar ve arazilerin “kulanım değeri” yerine “değişim değeri”ni temel alan politikalar gündeme gelmiştir. Özellikle dar gelirliler için konut sorununu çözmek üzere kurulan Toplu Konut İdaresi 90’lı yıllar boyunca misyonunu yerine getirememiştir. 2003 sonrası dönem Toplu Konut İdaresi konut sektörünün en önemli ve tek aktörü haline geldiği dönem olmuştur. Bu dönem “kentsel dönüşüm” ve “gecekondu dönüşüm” projelerinin gündemi oluşturduğu bir dönem olma özelliğini de haizdir. Yürütülen bu projelerde fiziksel iyileştirmeye odaklanılmış, kent yoksullarının rantı yüksek bölgelerden uzaklaştırılması yoluna gidilmiş, projelerde sosyal boyut ihmal edilmiş, konut hakkının ve dolayısıyla barınma hakkının temel bir insan hakkı olduğu göz ardı edilerek bir temel insan hakkının “değişim değeri”ne feda edildiği bir dönem olmuştur.

Kentsel dönüşüme yönelik uygulamalarda yapılı fiziki çevrenin maksimum rantı getirecek şekilde dönüştürülmesi yerine sosyal ve ekonomik niteliklerin dönüştürülmesi esas alınmalı ve dönüşüm alanlarında yaşayan dar gelirli ve yoksul kesimlerin barınma hakkı gözetilerek kapasitelerinin geliştirilmesine yönelik politika seçenekleri yaratılması yoluna gidilmelidir. Kentlerde yaşayan dar gelirli ve yoksul kesimlerin konut hakkını sadece uzun dönemli borçlandırma yolu ile sağlanabilecek bir hak olarak görmenin dışında sosyal seçeneklerin yaratılması gerekmektedir. Dar gelirli ve yoksul kesimlerin konut sorununu geleceklerini ipotek altına alarak çözülmesi, barınmanın temel bir insan hakkı olduğuna yönelik yaklaşımlarla ters düşmektedir.[16]

Türkiye’de kentsel dönüşüm deneyimi, plan ve programların, politik müdahale biçimlerinin doğrudan sonucundan çok, piyasa koşullarına, toplumun “spontan/anlık” çözümlerine, merkezi ve yerel yönetimin karşılıklı etkileşimine dayanmaktadır.[17] Ülkemiz kentlerinin “dönüşüm” ve “iyileştirme” gereksinimi reddedilemeyecek gerçeklerdir; ancak dönüşümün sosyal boyutu projelerin merkezinde yer almadığı sürece, bu kamu destekli ve finansmanlı projelerin sonucu kamu kaynaklarının varsıl kesimlere transferi olacaktır.[18]

Herşey gibi “konut”u da bir “meta” olarak kabul eden, sermayenin karını toplumsal yararın önüne çıkaran bir sistemde konut sorunu çözülemez. Ayrıca, konut sorunun çözülmesi denince, halkın barınma ihtiyacının karşılanması ile yaşanabilir bir çevre yaratılması birlikte ele alınmak zorundadır. Bu durumda konut, hem tek bir ünite olarak hem de çevresiyle düşünülmeli, kırsal ve kentsel yerleşme, üretim ve toprak düzenlerinden bağımsız ele alınmamalıdır.[19]

KAYNAKÇA

Akın, Emel, Kentsel Gelişme ve Kentsel Rantlar: Ankara Örneği, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Doktora Tezi: Ankara, 2007.

Ataöv, Anlı, Osmay, Sevin “Türkiye’de Kentsel Dönüşüme Yöntemsel Bir Yaklaşım,” Journal of the Faculty of Architecture, Volume 24, No 2, ss.57-82.

Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, Kentsel Dönüşüm, Konut ve Arsa Politikaları Komisyonu Raporu, Ankara, Nisan 2009.

DPT, Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı Konut Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Ankara, 2001.

Kılıç, S., Özel, M., “Yerel Yönetimlerin Konut Politikaları Üzerine Bir İnceleme – Çeşitli Ülke Deneyimleri ve Türkiye,” Ç.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 15, Sayı 1, s. 207-228.

Kuyucu, Tuna, Bir Paradoks Olarak Türkiye’de Kentsel Dönüşüm ve Toplu Konut Politikaları, Birgün, 10 Ocak 2008.

Penpecioğlu, Mehmet, Kentsel Ranta Dayalı Kentsel Gelişmenin Barınmayı Erişilebilirlikten Çıkarması, http://www.kentlob.net/index.php/Kentsel-ranta-dayali-kentsel-gelismenin-barinmayi-erisilebilirlikten-cikarmasi.kenti, 24/04/2009.

Peynircioğlu, N., Sarıtaş, E.C., Konut Raporu, DPT, 2007.

Şahin, Necati, “Kentsel Dönüşüm,” Bursa Defteri, Sayı 31, Mayıs 2008.

Torunoğlu, Ethem, Kentsel Dönüşüm Pazarlamanın Dayanılmaz Hafifliği, http://www.toplumsalhukuk.org/yazi_oku.asp?sayfa_no=137&b=kentsel_donusum_pazarlamanin_dayanilmaz_hafifligi_dr_ethem_torunoglu, 25/04/2009.

Tosun, Elif Karakurt, “Türkiye’de Konut İhtiyacı ve Finansmanı,” Paradoks Ekonomi, Sosyoloji ve Politika Dergisi, Yıl 2, Sayı 2.

www.planlama.org

[1] http://www.planlama.org/new/planlama.org-yazilari/kamu-politikalari-ve-kentsel-politikalar/4.html, 26/04/2009.

[2] Ethem Torunoğlu, Kentsel Dönüşüm Pazarlamanın Dayanılmaz Hafifliği, http://www.toplumsalhukuk.org/yazi_oku.asp?sayfa_no=137&b=kentsel_donusum_pazarlamanin_dayanilmaz_hafifligi_dr_ethem_torunoglu, 25/04/2009.

[3] S. Kılıç, M. Özel, Yerel Yönetimlerin Konut Politikaları Üzerine Bir İnceleme – Çeşitli Ülke Deneyimleri ve Türkiye, Ç.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 15, Sayı 1, s. 208.

[4] DPT, Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı Konut Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Ankara, 2001, s.1.

[5] S. Kılıç, M. Özel,a.g.m., s. 209-210.

[6] Emel Akın, Kentsel Gelişme ve Kentsel Rantlar: Ankara Örneği, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Doktora Tezi: Ankara, 2007, s.58-59.

[7] Necati Şahin, Kentsel Dönüşüm, Bursa Defteri, Sayı 31, Mayıs 2008, s.77.

[8] Elif Karakurt Tosun, Türkiye’de Konut İhtiyacı ve Finansmanı, Paradoks Ekonomi, Sosyoloji ve Politika Dergisi, Yıl 2, Sayı 2, s.6-7.

[9] N. Peynircioğlu, E.C. Sarıtaş, Konut Raporu, DPT, 2007, s.1.

[10] Mehmet Penpecioğlu, Kentsel Ranta Dayalı Kentsel Gelişmenin Barınmayı Erişilebilirlikten Çıkarması, http://www.kentlob.net/index.php/Kentsel-ranta-dayali-kentsel-gelismenin-barinmayi-erisilebilirlikten-cikarmasi.kenti, 24/04/2009.

[11] Tosun, a.g.m., s.8.

[12] Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, Kentsel Dönüşüm, Konut ve Arsa Politikaları Komisyonu Raporu, Ankara, Nisan 2009, s.27-28.

[13] Tuna Kuyucu, Bir Paradoks Olarak Türkiye’de Kentsel Dönüşüm ve Toplu Konut Politikaları, Birgün, 10 Ocak 2008.

[14] Tuna Kuyucu, a.g.m.

[15] Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, a.g.e., s.26.

[16] Mehmet Penpecioğlu, a.g.m.

[17] Anlı Ataöv, Sevin Osmay, “Türkiye’de Kentsel Dönüşüme Yöntemsel Bir Yaklaşım,” Journal of the Faculty of Architecture, Volume 24, No 2, s.59.

[18] Tuna Kuyucu, a.g.m.

[19] http://www.politeknik.org.tr/site/index.php?option=com_content&view=article&id=140:konut-sorunu-ve-konut-politikalar-uezerine-odalararas-ortak-rapor-mays-1974-&catid=29:kentleme&Itemid=22, 26/04/2009.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.