Kentsel Politika Çözümlemesi Çerçevesinde Su Politikası ve Ankara Örneği

aski-kavsakkaya_baraji
ASKI Kavşakkaya Barajı

Hazırlayan

Hüseyin YILDIZ

Ankara – 2009


KENTSEL POLİTİKA ÇÖZÜMLEMESİ ÇERÇEVESİNDE SU POLİTİKASI VE ANKARA ÖRNEĞİ

 

Bir İnsan Hakkı Olarak “Su Hakkı”

Su, doğanın ve insanoğlunun varlığını devam ettirebilmesi için elzem olan bir kaynaktır. Bu özelliği nedeniyle suya erişimin sağlanamaması tüm canlıların ve dolayısıyla yaşamın sonu anlamına gelmektedir. Bu bakımdan suya ilişkin politikaların suyun temel gereksinimlerden biri olduğu ve suya erişimin insan haklarından biri olduğu gerçeği çerçevesinde geliştirilmesi gerekmektedir. Bu çerçevenin dışında suya kamu değeri haricinde piyasa malı bakışının yüklenmesi ile su hakkının yanında aynı zamanda sağlık hakkının da ihlali gündeme gelmektedir.[1] Oysaki su hakkı, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde özellikle belirtilmemiş olmasına rağmen, yaşam hakkının (3. madde) suya erişimi kapsadığı iddia edilebilir. Nitekim 1994 Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansı Eylem Programında, herkesin yeterli standartlarda yaşama hakkı içinde su ve sağlığın korunması da yer almış ve 1999’da Genel Toplantı Kararı (53/175) temiz suyu temel insan haklarından biri olarak tanımıştır.[2]

Su, kapitalist sistemde doğal bir kaynak olarak değil, artı değer elde etmede üretime girdi olan bir “kaynak” (resource) olarak ele alınmaktadır. Tatlı ve temiz suya erişebilmenin bir çaba gerektirmesi ve bu erişim için mutlaka ayrı bir örgütlenmenin gerekmesi, suya bir de “mal”, “emtia” (goods) nitelemesi yapılmasını kapitalist sistemde yolunu açmıştır.[3] Su, kapitalist sistemde üretimde kullanılan bir girdi olmasının yanı sıra emeğin yeniden üretilmesi için elzem olan temel bir gereksinimi de ifade etmektedir. Zira su olmadan sağlıklı ve dengeli bir yaşam mümkün değildir.

Ekonomik Bir Mal Olarak Su

Özellikle son yıllarda suya ilişkin politikalarda suyun insan haklarından biri olduğu ve doğal bir kaynak olduğu gerçeğinin aksine ekonomik bir mal olarak ele alınması ticari amaçlara alet edilmesi yönünde bir baskı söz konusudur. Nitekim 1992’de Dublin’de yapılan “Su ve Çevre” konulu bir uluslararası konferansta, su, “ekonomik bir mal” olarak kabul edilmiş ve aynı yıl Rio’da yapılan “Çevre ve Kalkınma” konulu bir Birleşmiş Milletler konferansında da suyun “eko-sistemin bir parçası, doğal bir kaynak ve sosyal ve ekonomik bir mal” olduğu ilan edilmiştir.[4]

Suyun uluslararası alanda ekonomik bir mal olarak kabulü uluslararası şirketleri harekete geçirmiştir. Bu anlayış çerçevesinde su kaynaklarının planlanması tamamen ticari çıkarlara göre düşünülmeye başlanmış ve su hizmetleri de hızla özelleştirilmeye çalışılmıştır.[5] Bu gelişmenin odağında neoliberal politikaların devleti küçültmeye odaklanan temel yaklaşımı yatmaktadır. Neoliberal anlayışa göre ekonomik bir mal olan su aynı zamanda iktisadi anlamda kıt bir kaynağı da ifade etmektedir. Bu anlayış doğrultusunda su politikaları alanında israfın önlenmesini teminen devlet kurumları yerine piyasa mekanizması çerçevesinde bu hizmetin sunulması ve etkin ve verimli bir hizmet sunumunun gerçekleştirilmesi için özelleştirme uygulamalarına gidilmesi bir gereklilik olarak ortaya atılmıştır. Nitekim Dünya Bankası diğer politika alanlarında olduğu gibi su politikası alanında da neoliberal politikaları bütün ülkelere önermiş ve özelleştirme yapılmasını yapısal uyum kredilerinin bir koşulu haline getirmiştir. Bu durumu 2002’de toplam içme suyu kredilerinin %90’ı özelleştirme koşulluna bağlanmış olması açık bir şekilde ortaya koymuştur.[6]

1982 Anayasası Bağlamında Su Hakkı

1982 Anayasasının 56. maddesinde herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’nın 168. maddesinde ise tabii servetlerin ve kaynakların Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu hükmünden sonra bunların aranması ve işletilmesi hakkının Devlete ait olduğu belirtilmiştir. Anayasa’nın 17. maddesinde ise herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir olduğu hükmüne yer verilmiştir. Bütün bu hükümler bir arada değerlendirildiğinde kişinin yaşama hakkının ve sağlıklı bir çevrede yaşamını devam ettirebilmesinin en temel gerekliliklerinden biri olan su hakkının devletin ödevi olarak belirlendiği görülmektedir. Aynı zamanda doğal bir kaynak olan suyun aranması ve iletilmesi işi de devletin sorumluluk alanı içerisinde yer almıştır. Bu bakımdan su hakkının kullanılmasının temini konusu devletin temel görev alanlarından biri olduğunu söylemek mümkündür.

Türkiye’de İçme Suyu ve Kanalizasyon Hizmetleri

Türkiye’de içme suyu ve kanalizasyon hizmetleri 1984 yılında büyükşehir belediyeleri kurulmaya başlanana kadar merkezden kamu kredilerine dayalı yatırım ve finansman modeli olan “İller Bankası Modeli” ile sağlanmıştır. Büyükşehir belediyelerinin kurulmaya başlanmasından sonra İller Bankası’nın büyük ölçekli yerleşmelerdeki etki alanı daralmış, bu kentlerde su sistemi doğrudan belediyelerce yapılmaya başlanmıştır. Böylece büyük kentlerde sular idaresi modeli yerine “İSKİ Modeli Su İşletmeciliği” dönemi başlamış ve önce İstanbul kentinde oluşturulan İSKİ modeli daha sonraki yıllarda büyükşehir belediyelerinin tamamına yayılmıştır.[7]

Uluslararası kuruluşların yaklaşımları çerçevesinde İller Bankası modelinin hareket alanı daraltılmaya başlanmış ve su ve kanalizasyon hizmetlerinin doğrudan belediyelerin girişimlerine bırakılması neticesinde daha önce yok denecek kadar az başvurulan dış kredi kullanımı genişlemiştir. İçme suyu ve kanalizasyon yatırımları finansmanının yerelleştirilmesi ile birlikte belediyelerin başvurduğu proje finansmanı çerçevesinde hizmetlerin özel sektöre aktarılması politikası giderek hız kazanmıştır. Bu süreçte içme suyu ve kanalizasyon yatırımları alanında Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdareleri en büyük harcamacı kurumlar haline gelmiştir.[8]

Dış finansmana dayalı yöntemlerin hem merkezi yönetim hem de basta Büyükşehir belediyeleri olmak üzere yerel yönetimlerce benimsenmeye başlaması, içme suyu ve kanalizasyon hizmetlerinden yararlanan kenttaşlara yönelik kentsel kamu hizmeti çerçevesinde sübvansiyona dayalı ödeme gücüne göre belirlenmiş ücret politikalarının yerine “kirleten öder” benzeri neoliberal bir anlayışın uzantısı “kullanan öder” mantığını beraberinde getirmiştir. Bu durum göz önünde tutulduğunda, kamu hizmetlerinde finansman tekniklerinin değişmesi bağlamında dış finansmana dayalı çeşitli yöntemlerin kamu yönetimlerince benimsenmesinin, kentsel alanlarda toplumsal eşitsizlikleri arttırıcı etkide bulunmaya başlaması kaçınılmaz hale gelmiştir.[9]

Türkiye’de Su Politikası

Hukuki anlamda ülkemizde su politikası konusunda yetki, görev ve sorumluluk dağılımına bakıldığında şöyle bir tablo ile karşılaşılmaktadır: Ülkemizdeki bütün su kaynaklarının planlanması, yönetimi, geliştirilmesi ve işletilmesinden bir merkezi yönetim kuruluşu olan Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) sorumludur. DSİ, büyükşehirlere içme suyu temini yanı sıra belediye teşkilatı olan yerleşim birimlerine de içme suyu teminine yönelik faaliyetler gerçekleştirmektedir.[10] 5393 sayılı Belediye Kanununun 14. maddesinin (a) bendi uyarınca su ve kanalizasyon hizmetlerini yapmak ve yaptırmak belediyenin görev ve sorumlulukları arasında sayılmıştır. 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun 7. maddesinin (r) bendi uyarınca ise su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek, bunun için gerekli baraj ve diğer tesisleri kurmak, kurdurmak ve işletmek büyükşehir belediyesinin görev, yetki ve sorumlulukları arasında yer almaktadır. Yukarıda bahsedilen hususlar birlikte değerlendirildiğinde belediye ve büyükşehir belediyesi sınırları dışında içme suyu temini konusunda DSİ’nin faaliyetleri bulunmakla birlikte esas itibariyle bu konudaki yetki belediyelerde ve büyükşehir belediyelerindedir. 5216 sayılı Kanun ile gerekli baraj ve diğer tesisleri kurmak yetkisi de büyükşehir belediyelerine verilerek söz konusu belediyelerin bu alana ilişkin faaliyetlerinin genişlediği görülmektedir.

Su politikası konusunda yönetim ve finansman alanında 1984 yılında Büyükşehir belediyelerinin kurulması ile büyük bir dönüşüm yaşanmıştır. Bu dönüşüm esas itibariyle suyun temini, dağıtımı ve işletilmesinin merkezi yönetimin yetki alanından çıkartıp yerel yönetimlere devrini ifade etmektedir. Su ve kanalizasyon gibi büyük kentsel altyapı yatırımlarının belediyelere bırakılması söz konusu belediyelerin maddi imkanlarını zorlamalarını, dış borçlanma imkanlarını aramalarını ve bu hizmetlerin özel sektöre devretmelerini gündeme getirmiştir.

ASKİ’nin Kurulması ve Ankara’da Su İşletmeciliği

1984 yılında Ankara Büyükşehir Belediyesinin kurulmasından sonra “İSKİ Modeli Su İşletmeciliği” uygulaması Ankara’da ASKİ’nin kurulması ile hayata geçmiştir. ASKİ, su politikaları alanında neoliberal anlayışın uygulama araçlarından biri haline gelmiştir. Kamu yararına odaklanan bir politika yerine su kıt bir ekonomik kaynak olarak ele alınmış ve su politikaları bu temel üzerine inşa edilmiştir. Suyun ekonomik bir kaynak olarak ele alındığını su fiyatlarındaki değişi de ortaya koymaktadır. Zira Ankara’da 1993 yılında 1 m³ doğalgaz fiyatı 1 m³ su fiyatına eşit iken 2007 yılında 1 m³ doğalgaz fiyatı 0,52 TL iken 1 m³ su fiyatı (atık su bedeli dahil, 10-30 m³ kullanım fiyatlarına göre) 2,91 TL olmuştur. [11] Suyu ekonomik bir mal olarak görülmesi su fiyatlarına yansımış olmakla beraber elde edilen gelirle suya ilişkin yatırımlar yapılmamıştır. ASKİ elde ettiği gelirler asli görevleri yerine kavşak ve yol yapan, EGO ve Büyükşehir Belediyesine borç verip kendisi bankalardan faizle borç olan bir kurum haline gelmiştir. Uygulanan ranta dayalı politikalar neticesinde yapılmayan yatırımların faturası yine Ankaralılara çıkmış ve Birleşmiş Milletler tarafından “su kıtlığı ile mücadele” yılı olarak ilan edilen 2007 yılının yazında Ankara su kesintileri ile yüzleşmiştir.

ASKİ’nin suyu ekonomik bir mal olarak gören yaklaşımı ön yüklemeli kontörlü su sayacı uygulamasının yaygınlaştırılması ile de kendini göstermiştir. Gerek su sayaçlarının yüksek fiyatla satılması gerekse artık parası olanın peşin alarak suyu kullanabilecek olması suyun bir hak olarak görülmediğini açık bir biçimde ortaya koymuştur. Bunun yanı sıra Ankara’nın 2030 yılına kadar su sorununu çözecek olan Işıklı Barajı Projesi’nin finansmanı bulunmuşken, proje parasının belediye tarafından kullanılamayacağı nedeniyle rafa kaldırılması da su politikalarının ranta teslim olduğunu açık bir biçimde ortaya koymuştur. Artık Ankaralılar su hakkının sahibi değil, su üzerinden belediyenin ranta yönelik politikalarını finanse eden bir kitle haline gelmişlerdir.

“Ankaram Platformu”, “Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu”, “Küresel Eylem Grubu (KEG) – Ankara” ve TMMOB, sendikalar ve diğer sivil toplum kuruluşlarının toplumsal bir hareket olarak yaşanan bu süreçte yapılanları kamuoyuna yansıtmaya yönelik faaliyetleri olmuştur. Özellikle Ankaram Platformu içerisinde meslek örgütleri, sendikalar, demokratik kitle örgütleri ve mahalle-semt dernekleri yer almış ve geniş bir katılım göstermiştir.

 

KAYNAKÇA

Su Halkındır Kapitalizmin Ticari “Malı” Değil, http://www.yuruyus.com/www/turkish/news.php?h_newsid=4852&, 23.05.2009.

 DSİ, Su ve DSİ, http://www.dsi.gov.tr/pdf_dosyalar/dsi_hakkinda.pdf, 22.05.2009.

 Susuz Kent Ankara, http://alibaydas.googlepages.com/susuzkentankara, 23.05.2009.

Tahir Öngür, Su Politikaları, http://suplatformu.net/index.php?option=com_content&task=view&id =104&Itemid=1, 22.05.2009.

Tayfun Çınar, “Türkiye’de İçme Suyu ve Kanalizasyon Hizmetleri: Yönetim ve Finansman”, Su Yönetimi: Küresel Politika ve Uygulamalara Eleştiri, Tayfun Çınar, Hülya K. Özdinç (Ed.), Ankara: Memleket Yayınları, 2006, s.227-252.

TMMOB, Küresel Su Politikaları ve Türkiye: TMMOB Su Raporu, Ankara, Mart 2009.

www.suplatformu.net/

http://www.ankaramplatformu.org

 

 

[1] TMMOB, Küresel Su Politikaları ve Türkiye: TMMOB Su Raporu, Ankara, Mart 2009, s.14.

[2] A.g.e., s.15.

[3] Tahir Öngür, Su Politikaları, http://suplatformu.net/index.php?option=com_content&task=view&id=104&Itemid=1, 22.05.2009.

[4] Su Halkındır Kapitalizmin Ticari “Malı” Değil, http://www.yuruyus.com/www/turkish/news.php?h_newsid=4852&, 23.05.2009.

[5] TMMOB, a.g.e., s.16.

[6] Tahir Öngür, a.g.m.

[7] Tayfun Çınar, “Türkiye’de İçme Suyu ve Kanalizasyon Hizmetleri: Yönetim ve Finansman”, Su Yönetimi: Küresel Politika ve Uygulamalara Eleştiri, Tayfun Çınar, Hülya K. Özdinç (Ed.), Ankara: Memleket Yayınları, 2006, s.231.

[8] A.g.e., s.227.

[9] A.g.e., s.246.

[10] DSİ, Su ve DSİ, http://www.dsi.gov.tr/pdf_dosyalar/dsi_hakkinda.pdf, 22.05.2009.

[11] Susuz Kent Ankara, http://alibaydas.googlepages.com/susuzkentankara, 23.05.2009.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.