Avrupa Birliği’nin Kamu Yönetimi Alanına Yaklaşımı

Avrupa kamu yonetimi ilkeleri

Hazırlayan

Hüseyin YILDIZ

Ankara – 2007


GİRİŞ

Avrupa Birliği, eşi benzeri olmayan bir bütünleşme hareketi olarak kabul edilmektedir. Demir-çelik sektöründe egemenlik yetkilerinin uluslarüstü bir otoriteye devredilmesi ile başlayan bu bütünleşme hareketi sürekli ilerleme kaydetmiş, her bir ilerleme sürecinde yetki alanını genişletmiş ve kendine nihai hedef olarak siyasal bütünleşmeyi belirlemiştir. Böylesine iddialı bir hedefi olan Avrupa Birliği’nin, adım adım yetki alanını genişletmesi ile beraber yüz bin sayfadan fazla bir Topluluk Müktesebatı oluşmuştur. Topluluk Müktesebatının oluşması ile beraber bu müktesebatın Topluluk çapında aynı zamanda, aynı şekilde ve aynı etkinlik düzeyinde uygulanması gerekmiştir. Birlik’te Topluluk Müktesebatının uygulanması işini subsidiarite ilkesi gereğince ulusal kamu yönetimleri yerine getirmektedirler.

Üye ülkelerin kamu yönetimlerinin Topluluk Müktesebatını bir örnek olarak uygulayacak olmaları Avrupa Birliği’nin üye ülkeler için ve aday ülkeler için standart bir kamu yönetimi modeli öngörüp öngörmediği, Avrupa bütünleşmesi sürecinin ulusal kamu yönetimleri üzerinde ne tür etkileri olduğu ve Avrupa Birliğine üye ülkelerin idari uygulama ve düzenlemeleri arasında ne tür benzerliklerin olduğu, katılım sürecinde aday ülkelerin ulusal kamu yönetimlerinin hangi ilkelere uyum sağlamasının beklendiği sorularını akla getirmektedir.

Avrupa Birliği (AB) bütünleşme süreci ile kamu yönetimi alanının ne tür bir etkileşim içinde olduğu tartışmasının iki konu etrafında ele alındığı görülmektedir[1]. Bu konular şunlardır:

  • AB bütünleşmesinin üye ülkeler ve üyeliğe aday ülkeler için uyulması zorunlu standart bir kamu yönetimi modeli öngörüp öngörmediği,
  • AB bütünleşme sürecinin ulusal kamu yönetimleri üzerinde ne tür etkilerde bulunduğu.

Bu iki tartışma konusundan yola çıkılarak bu çalışma ile aşağıda sıralanan sorulara cevap aranmaya çalışılacaktır.

  • Standart bir AB kamu yönetimi modelinin olup olmadığı,
  • AB bütünleşme sürecinde kamu yönetimlerinin oynadığı rolün ne olduğu,
  • AB bütünleşme sürecinde ulusal kamu yönetimleri için ne tür kriterler öngörüldüğü,
  • AB bütünleşme sürecinin ulusal kamu yönetimleri üzerinde nasıl bir etkisinin olduğu
  • AB ülkeleri arasında kamu yönetimi alanında bir benzeşmenin olup olmadığı,
  • AB bütünleşmesinin ortak bir kamu yönetimi algısı oluşturup oluşturmadığı.

Çalışmada önce Avrupa kamu yönetimi modeli sorunu ele alınacaktır. Bu bölümde Avrupa çapında geçerli olan standart bir kamu yönetimi modeli olup olmadığı, Kopenhag (1993), Madrid (1995) ve Santa Maria da Feira (2000) Zirvelerinde ortaya konulan kriterlerin neler olduğu, belirlenen kriterler bağlamında yönetsel uyum ve yönetsel kapasite kavramlarından neler anlamak gerektiği konuları ele alınacaktır. İkinci bölümde Birliğe üye ülkelerin belli idare hukuku ilkeleri üzerindeki görüş birliğinin bir ifadesi olan “Avrupa İdari Alanı” kavramı ele alınacak, bu kavramın gelişmesinin arka planını oluşturan Avrupa bütünleşmesi, Avrupalılaşma kavramları ile Avrupa İdari Alanı kavramı çerçevesinde ortaya çıkan Avrupa kamu yönetimi ilkeleri ele alınacak ve Avrupa Birliği’ne yeni üye ülkelerde aday ülkelerde yatay yönetişim sisteminin geliştirilmesi için Avrupa Birliği ile Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından oluşturulan SIGMA (Support for Improvement in Governance and Management) Programı hakkında bilgi verilecektir. Üçüncü ve son bölümde ise Avrupa Komisyonunun Avrupa Birliği üyesi ülkelerin yurttaşları ile Birlik kurumları arasındaki yabancılaşmanın aşılmasını hedef alan yönetişim reformu konusunda ortaya koyduğu “Avrupa Yönetişimi Hakkında Beyaz Kitap” ve bu belgede ortaya konulan yönetişim ilkeleri açıklanmaya çalışılacaktır.

1- AVRUPA BİRLİĞİ KAMU YÖNETİMİ MODELİ SORUNU

Avrupa bütünleşmesinin tarihi aslında birbirlerine yakın ve benzer özelliklere sahip ülkelerin ekonomik bütünleşme çabasının zaman içinde gelişerek siyasi bütünleşmeye doğru dönüşümünün tarihidir. Avrupa bütünleşmesi başlangıcında ekonomik temeli bir oluşum olarak başlamış ancak daha sonra bu oluşuma siyasal, sosyal, kültürel ve teknolojik öğeler de eklenmiştir. Yaşanan bu gelişime paralel olarak bütünleşme süreci temas ettiği bütün alanlara ilişkin kendi sistemini ve mevzuatını oluşturmuştur. Bu süreçte ulusal kamu yönetimleri için bir standart veya model öngörülüp öngörülmediği sorusu zihinlerde oluşmaya başlamıştır. Zira aynı mevzuatı aynı etkinlik düzeyinde uygulamak durumunda olan ülkelerin ulusal kamu yönetimlerinin aynı model çerçevesinde örgütlenebileceği akıllara gelmektedir. Bu çerçevede, Avrupa Birliği kamu yönetimi modeli sorunu; Avrupa Birliği’nin standart bir kamu yönetimi modeli öngörüp öngörmediği, kamu yönetimi alanının Topluluk müktesebatı içindeki yeri, aday ülkeler için öngörülen uyum kriterleri ve Topluluk müktesebatının etkin bir şekilde uygulanmasını sağlayacak yönetsel kapasitenin oluşturulması gibi konular etrafında ele alınmıştır.

1.1. Topluluk Müktesebatı ve Kamu Yönetimi İlişkisi

Topluluk müktesebatı kavramı, birincil mevzuat olan Avrupa Topluluklarını kuran antlaşmaları, bu antlaşmaların ekleri ile protokollerini, bu antlaşmalara değişik tarihlerde değişiklik getiren antlaşmaları ve tüzük, direktif, karar, tavsiye ve görüş adı altında belli Topluluk organlarının birincil mevzuatla verilen düzenleme yapma yetkisine dayanarak çıkardıkları ikincil mevzuatın[2] tümünü kapsamaktadır. Bir tür kurallar bütünü olan Topluluk müktesebatını aynı zamanda üye devletleri Topluluğa bağlayan ve üye devletlerin hak ve yükümlülüklerini belirleyen bir tür ortak zemini oluşturmaktadır.

Topluluğun yetkili olduğu alanlarda üye devletler Topluluk müktesebatı ile getirilen düzenlemelere uyma ve bunları ulusal sınırlar içerisinde uygulama yükümlülüğü altına girmektedirler. Avrupa Birliği’ne üye ülkeler için uyulması zorunlu olan ayrıntılı düzenlemeleri ifade eden Topluluk müktesebatında üye ülkelerin kamu yönetimlerinin örgütlenişine, politika oluşturma süreç ve faaliyetlerine ve yönetsel uygulama usullerine ilişkin spesifik kriterler belirlenmemiştir. AB’nin kamu yönetimi konusunda bir müktesebatı bulunmamakta, Topluluk müktesebatı ulusüstü seviyeye kamu yönetimi ile ilgili özel bir yetki vermemektedir.[3]  Topluluk müktesebatında tüm üye ülkelerde uygulanacak bir kamu yönetimi modeli önerisinde bulunulmayarak bu alan üye devletlerin takdirine bırakılmıştır.

Topluluk müktesebatının üye devletlerin iç meselesi olarak görülmesinde beşinci genişleme sürecine kadar üye devletlerin ve Birliğe yeni katılacak ülkelerin benzer yönetim kalitesine sahip olmaları ile kamu yönetiminin üye ülkelerin ulusal kimliğini oluşturan bir durum olarak görülmesi önemli rol oynamıştır. Ancak beşinci genişleme süreci ile birlikte farklı yönetim yapısına, geçmişine ve kapasitesine sahip olan ülkelerin Topluluk müktesebatını üye devletlerle aynı düzeyde uygulayacak olmalarının güç olduğunun görülmesi ile birlikte ulusal kamu yönetimleri için belli standartlarının getirilerek Avrupa’ya özgü bir kamu yönetimi modeli düşüncesi oluşmaya başlamıştır. Birliğin benzer özelliklere sahip ülkelerden oluştuğu dönemde böyle bir gereksinim hissedilmemiştir.

Beşinci genişleme dalgası ile beraber yukarıda bahsedilen farklı yönetim geçmişine, kapaitesine ve pratiklerine sahip ülkelerin Birliğe katılacak olmaları müktesebata uyum ve müktesebatın etkin bir şekilde uygulanması için gerekli ve yeterli bir yönetsel kapasitenin oluşturulması konularının bir katılım kriteri haline getirilmesine sebep olmuştur. Karşılıklı bağımlılık ve karşılıklı tanıma ilkeleri gereği Birliğe katılacak ülkelerin müktesebatı uygulamalarında ortaya çıkabilecek bir uygulama açığının Birliğin işleyişine ve halk nezdindeki itibarına zarar verebileceği gerçeği bu kriterlerin belirlenmesinde etkili olmuştur.

Genel olarak kamu yönetimi sistemine ya da başka bir deyişle yatay yönetişim sistemlerine ilişkin standartların Topluluk müktesebatı içinde yer almamasına karşın ulusal kamu yönetimleri, – hangi ülkede yaşadıklarına bakılmaksızın – Avrupa vatandaşlarının AB Antlaşmaları ile kendilerine verilen hakları kullanmalarını temin etmek için Topluluk müktesebatını homojen bir şekilde uygulamak zorundadırlar[4]. Bu alanda Topluluk müktesebatının olmaması bu zorunluluğu yerine getirecek olan ve farklı idari yönetim yapısına ve geleneğine sahip üye devletlerin kabul edeceği kamu yönetimi ilkelerinin oluşturulmasını beraberinde getirmiştir. Böylelikle yatay yönetim sistemlerinin Topluk müktesebatı içerisinde yer almaması bir tür Avrupa kamu yönetimi ilkelerinin oluşmasını, bu Avrupa kamu yönetimi ilkelerinin üye devletler tarafından kabul görmesi ise “Avrupa İdari Alanı”nın oluşmasını beraberinde getirmiştir.

1.1.1.   Kopenhag Zirvesi (1993)

Bir ülkenin Avrupa Birliğine üye olabilmesi için öncesinde karşılaması gereken koşullar bulunmaktadır. Gerek Avrupa Birliği Antlaşmasında gerekse Kopenhag ve Madrid Zirvelerinde bu koşullar belirtilmiştir. Avrupa Birliğine üye olmak isteyen her ülke Avrupa Birliğini Antlaşmanın 49. maddesinde[5] yer alan koşullara ve 6. maddenin 1. fıkrasında[6] yer alan ilkelere uymak zorundadır. İlgili kriterler 1993 yılında Kopenhag Avrupa Konseyin tarafından oluşturulmuş ve 1995 yılında Madrid Avrupa Konseyi tarafından pekiştirilmiştir[7].

Avrupa Birliği devlet ve hükümet başkanları 21-22 Haziran 1993 tarihlerinde Kopenhag’da yapılan zirve toplantısında Avrupa Konseyi, Avrupa Birliğinin genişlemesinin Orta ve Doğu Avrupa ülkelerini kapsayacağını kabul etmiş ve aynı zamanda bir ülkenin Avrupa Birliğine katılmak için uygun olup olmadığını belirleyen siyasi, ekonomik ve Topluluk müktesebatına uyuma ilişkin kurallarını belirlemiştir.

Söz konusu Zirvenin sonuç bildirgesinde[8];

“Üyelik, aday demokrasinin varlığını garanti eden kurumların varlığını, hukuk devletini, insan haklarını ve insan haklarına saygıyı, azınlıkların korunmasını, işleyen ve aynı zamanda Birlik içinde rekabetçi baskılara ve diğer serbest piyasa güçlerinin rekabetçi baskılarına dayanabilecek kapasitede bir serbest piyasa ekonomisinin varlığını gerektirir. Üyelik, siyasi, ekonomik ve parasal birliğin hedeflerine bağlı kalmak üzere üyelik için gerekli yükümlülükleri yerine getirebilme kapasitesinin varlığını aday ülke için gerektirmektedir”.

Böylelikle bir ülkenin Avrupa Birliğine katılmaya uygun olup olmadığını belirleyen kurallar olan ve üç grupta toplanan Kopenhag Kriterleri ortaya çıkmıştır. Bir devletin Avrupa Birliğine katılabilmesi için şu üç kriteri karşılaması gerekir:

  • Siyasi Kriterler:
    • İstikrarlı ve kurumsallaşmış bir demokrasinin varlığı,
    • Hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü
    • İnsan haklarına saygı,
    • Azınlıkların korunması
  • Ekonomik Kriterler:
    • İşleyen bir piyasa ekonomisine sahip olmak,
    • AB içinde rekabet baskılarına dayanabilme kapasitesine sahip olmak,
  •  Topluluk Müktesebatına Uyum Kriteri
    • AB’nin siyasi, ekonomik ve parasal birlik hedeflerini kabul etmek,
    • Üyelik yükümlülüklerini yerine getirme kapasitesine sahip olmak

Avrupa Konseyi’nin üyelik müzakerelerini başlatma kararı alması için siyasi kriterlerin karşılanması gerekmektedir. Birliğe katılmak isteyen her ülke katılım kriterlerini karşılamalıdır[9].

Avrupa Birliği devlet ve hükümet başkanlarının 1993 yılında Kopenhag Zirvesinde kabul ettikleri kriterler ve sonuç bildirgesinde üye olmak isteyen ülkeler için öngördükleri koşullar kamu yönetimi açısından genel bir çerçeve oluşturmaktadır. Buna göre aday ülkeler öncelikle yönetsel kapasitelerini oluşturmak ve geliştirmek durumundadırlar[10].

Kamu yönetimi açısından Kopenhag kriterlerinin önemi Topluluk müktesebatına uyum kriteri altında yönetsel kapasitenin oluşturulması ve geliştirilmesi kapsamında aday ülke yönetsel yapısının belli bir olgunluk seviyesine ulaşmasının bir koşulu olarak ortaya konmuş olmasıdır.

1.1.2.   Madrid Zirvesi (1995)

16 Aralık 1995 tarihinde Madrid’de gerçekleşen Avrupa Hükümet ve Devlet Başkanları Konseyi toplantısında, AB müktesebatının etkin bir şekilde uygulanabilmesi için gereken idari kapasitenin önemine dikkat çekilmiştir. Bu çerçevede, aday ülkelerin sadece müktesebatı iç hukuka aktarmakla yükümlü olmadıkları, aynı zamanda müktesebatı etkin bir biçimde uygulamalarını sağlayacak idari kapasiteyi oluşturmaları gerektiği vurgulanmıştır[11]. Bu gereklilik, Avrupa Birliği üyeliğinin gerektirdiği karşılıklı güvenin bir önkoşulu olarak görülmektedir[12].

1.1.3.   Santa Maria da Feira Zirvesi (2000)

19-20 Haziran 2000 tarihinde Santa Maria da Feira’da gerçekleşen Avrupa Hükümet ve Devlet Başkanları Konseyi toplantısında, aday ülkenin Topluluk müktesebatını ulusal mevzuat ile birleştirme ve özellikle müktesebatı etkili bir şekilde yürürlüğe koyma ve uygulama kapasitesinin müzakere sürecinin hızını belirleyeceği ifade edilmiştir[13]. Böylelikle, aday ülkenin Topluluk müktesebatını ulusal mevzuata aktarma ve etkili bir şekilde uygulama kapasitesi ile müzakere sürecinin hızı arasında bağlantı kurularak yeni bir katılım kriteri ortaya konmuştur.

1.2. AB’ye İdari Uyum ve Yönetsel Kapasitenin Artırılması

1993 yılında gerçekleştirilen Kopenhag Zirvesinde Avrupa Konseyi, Topluluk müktesebatına uyum kriteri kapsamında aday ülkenin Topluluk müktesebatını benimsemesini ve üyelik yükümlülüklerini yerine getirebilme kapasitesine sahip olmasını bir koşul haline getirmiştir. 1995 yılında gerçekleştirilen Madrid Zirvesinde ise Avrupa Konseyi bu kez uygulamaya vurgu yaparak aday ülkelerin Topluluk müktesebatını iç hukuka aktarmalarının üyelik kriterlerinin karşılanması bakımından yeterli olmayacağını, aynı zamanda müktesebatın etkin bir şekilde uygulanmasını sağlayacak yönetsel kapasiteyi oluşturmaları gerektiğini de ortaya koymuştur. Bu bağlamda, Topluluk müktesebatın etkin bir şekilde uygulanmasının bir katılım kriteri haline gelmesi ile birlikte aday ülkelerin katılım öncesi süreçte Birliğe üye ülkelerin kurumsal yapılanmalarına benzer bir yapılanma içinde olmaları bir gereklilik olarak ortaya çıkmıştır.

Aday ülkelerin, Topluluk müktesebatını, üye ülkelerle aynı standartlarda uygulayabilecek kapasitede olan modern, verimli çalışan, etkin idari yönetimler ve kurumlar oluşturmasının üyelik için önemli olduğu ve bu kurumların, güçlü bir yönetsel kapasiteye sahip olmaları için, tam olarak işleyen, verimli ve sürekliliği olan yapıya sahip olmaları gerektiği vurgulanmaktadır[14].

Kopenhag ve Madrid zirvelerinde kamu yönetimi sistemleri için çizilen genel çerçeve kapsamında aday ülkelerin öncelikle yönetsel kapasitelerini oluşturmaları ve geliştirmeleri gerektiği ortaya çıkmaktadır. Bu bakımdan öncelikle yönetsel kapasite kavramı ile ne anlatılmak istendiğinin açık bir şekilde ortaya konmasında fayda bulunmaktadır.

Yönetsel kapasite kavramı, AB müktesebatını tam ve etkili bir şekilde uygulayacak ve zaman içerisinde yeni oluşumlara uyum sağlayabilecek şekilde kurulan kurum ve kuruluşlar ile buralarda istihdam edilecek yeterli eğitim almış personel ve bu kurum ve kuruluşların çalışmasını sağlayacak ekonomik unsurlar olarak tanımlanmaktadır[15].

Topluluk müktesebatının etkin bir şekilde uygulanması için gerekli olan yönetsel kapasitenin iki ayağı vardır Bunlar, dikey (sektörel) yönetsel kapasite ve yatay (genel) yönetsel kapasitedir.

Avrupa Komisyonu, tek pazarın işleyişinde genişlemeye bağlı bir aksama yaşanmaması için aday ülkelerin daha çok dikey yani sektörel yönetsel kapasiteleri üzerinde durmuştur. Ancak zaman içinde aday ülkelerin yatay yani genel yönetsel kapasitelerinin de (örneğin; kamu yönetimi sistemi, kamu personel rejimi, mali kontrol, hesap verebilirlik sistemi v.b) belli bir seviyede olmasına özen gösterilmesinin iki nedenden dolayı çok önemli olduğu ortaya çıkmıştır;

  • Genel olarak kamu yönetimi sistemi etkili işlemezse belli sektörlerdeki yönetsel kapasite istenen seviyede olsa bile bu durum sürdürülebilir olmayacaktır ve kamu yönetiminin genel yapısındaki verimsizlik sektörlere de yansıyacaktır[16].
  • Genişleme sonrasında Avrupa politika süreçlerinin etkili olarak işleyebilmelerinin sağlanmasıdır ve üye devletlerin kurumsal sistemlerinin seviyesinin birbirine yakın olmasının bunun temel şartı olarak görülmesidir[17].

1.3.  Katılım Sürecinde Kurumsal Yapılanma

Katılım sürecinde aday ülkelerin Kopenhag kriterlerini karşılayabilecek duruma gelmeleri ve Topluluk müktesebatını etkin bir şekilde uygulayabilecek bir kurumsal yapıya kavuşmaları beklenmektedir. Bu kurumsal yapının aynı zamanda üyelikle beraber Birliğin karar alma mekanizmalarına ve süreçlerine etkin katılımını mümkün kılacak bir yönetsel kapasiteye sahip olması gerekmektedir. SIGMA Programı 1998 tarihli “Avrupa Birliği Üyeliği Yolunda Sürdürülebilir Kurumlar”[18] adlı raporunda aday ülkelerce müktesebatın kabulü ve uygulanması sürecinde karşılaşılan zorluklara ve kurumsal yenilenme sürecine ilişkin bilgiler vermektedir. Aşağıda bu raporda yer alan bazı tespitlere yer verilmektedir.

  1. Aday ülkelerin Topluluk müktesebatını üstlenmeleri yeterli değildir. Aday ülkelerin aynı zamanda müktesebatı uygulamaları da beklendiğinden kurumsal kapasitelerini de artırmaları gerekir.
  2. Üye ülkelerin kamu yönetimi alanındaki performansları birbirini etkilediğinden kamu yönetimi alanına ilişkin standartların iyileştirilmesinde ortak menfaat bulunmaktadır. Yönetsel kalite, müzakerelere konu olan önemli bir husustur.
  3. Topluluk müktesebatı, yıllar içerinde serbest piyasa ekonomisine sahip üye ülkelerin katılımı ile oluşmuştur. Müktesebatın antlaşmalarla Topluluk yetki alanına verilen konularda üye devletlerce doğrudan uygulanması beklenir. Yetki ikamesi (subsidiarity) ilkesi gereğince ulusal kamu yönetimleri her koşulda üye devletlerin egemenlik alanındadır.
  4. Katılım sonrası ihtiyaçlara yönelik olarak hazırlanan kamu yönetimlerinin yeniden yapılandırılmasını amaçlayan ulusal reform programları oldukça kapsamlı bir yapıya sahiptirler. Bu süreçte oluşturulan kurumların genel yönetişim sistemlerinin ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için aday ülkeler tarafından özel bir çaba gösterilmelidir.
  5. Uygulama açığı denilen ve üye ülkelerin Birlik düzeyinde konulan yasal normlar ile bu normları Birlik standartlarında uygun olarak uygulama ve uygulatma kapasiteleri arasında bir fark olabilir. Üye ülkeler arasındaki bu açık hem bir ülkede oluşacak idari bir başarısızlığın diğer üye ülkelere sirayet edebilecek olmasından hem de açığın adil rekabet ve faaliyet ortamına zarar verebilecek olmasından ötürü sorun oluşturabilir.
  6. Uygulama açığının büyümesinin önüne geçmek için; kurumsal yapılanma işinin yönetimi ile Müktesebatın Üstlenilmesine İlişkin Ulusal Plan Arasında ilişki olmalı, sürdürülebilir bir finansman için yeterli özen gösterilmeli, çalışanlarda değişiklik olmamasına ve profesyonelleştirilmelerine gayret gösterilmeli, gerekli yatay sistemler (adalet ve denetim dahil) güçlendirilmelidir.
  7. Avrupa yapılanmasının ülkelerin birbirine karşılıklı bağımlılığını beraberinde getirmesi nedeniyle görülebilecek uygulama açığının hem aday ülkeler hem de üye ülkeler üzerinde etkileri olacaktır. Oluşacak herhangi bir uygulama açığı aday ülkelerin katılım takvimi ve Birlik fonlarından yararlanmaları konularında bir tehdit oluşturacaktır. Üye ülkelerde ise uygulama açığı ekonomik gelişime, ekonomik etkinlik ve rekabete ve Avrupa projesinin arkasındaki politik desteğe zarar verecek; zayıf uygulama ve denetim ise kötü yönetime ve yolsuzluğa sebep olacak; Devletin politikalarını yürütemez görünmesi, devletin genel meşruiyetini ve politik katılımı azaltacaktır.
  8. Kurumların oluşturulmasına odaklanmadan daha önce özel ve kamu sektörü aktörlerinin müktesebata uyumunun minimum maliyetle nasıl sağlanacağının ele alınması gerekir.
  9. Üye devletlerde araçların denetimi ve hayvan sağlığı incelemeleri gibi görevler genellikle kanun veya sözleşme yoluyla özel sektöre, sivil toplum kuruluşlarına ve merkezi idare ve gözetim organlarının kontrolü altında faaliyet gösteren daha alt düzey hükümet organlarına devredilmektedir.
  10. Üye devletler hangi faaliyetlerin hangi idari yapı veya kurum tarafından yapılacağını belirlemekte serbesttirler.
  11. Bir sorumluluk alanı özel sektöre devredilirken buna ilişkin performans standartlarının belirlenmesi gerekir. Bu uygulama ile performans ölçümüne karar verilerek ulaşılacak performans düzeyi önceden belirlenir. Böylelikle müktesebatı uygulayacak kurumlar beklenen performans standartlarını karşılayacak şekilde oluşturulurlar ve yapılandırılırlar.
  12. Üye devletler arasında “Avrupa İdari Alanı” olarak ifade edilen bir Avrupa idare hukuku sisteminin ortaya çıkışı ile ulusal kamu yönetimleri arasında bir yakınlaşma durumu yaşanmaktadır. Avrupa İdari Alanı kurumsal düzenleme, süreç ve değerler ile ilgilidir ve henüz tamamlanmamıştır. Halen üye devletler arasında müktesebatın uygulanması konusunda farklılıklar olduğu görülmektedir. Aday ülkelerin de Avrupa İdari Alanının güvenilirlik seviyesine ulaşmak yönünde idarelerini modernize etmeleri gerekliliği bulunmaktadır.
  13. Müktesebatı uygulayabilmek için oluşturulan idari kurumların oluşturulması ülkelerin bütçelerini ciddi şekilde etkileyebilecek büyük projelerdir. Bütçe üzerinde ortaya çıkan bu yük, müktesebata uyum ve ekonomik değişime paralel olarak artış gösterecektir.
  14. Üyelik için gerekli olan kurumların oluşturulması sürecinde üç düzey yönlendirmenin bulunması gerekir. Bunlar; önceliklere karar verecek ve bakanlıklar ve sektörler arasında koordinasyonu ve dengeyi sağlayacak olan “merkezi yönlendirme”, bakanlık içinde yetki ve sorumlulukların dağılımını yapacak olan “bakanlık düzeyinde yönlendirme”, bireysel görevlerin yerine getirildiği ve örgütlerin oluşturularak desteklendiği “proje düzeyinde yönlendirme”den oluşmaktadır. Bu yönlendirme sisteminin yaşanan değişimleri takip edebilecek ve sürekli gelişim gösterebilecek ademi merkezi bir stratejik süreç olarak tasarlanması gerekir.
  15. Katılım sürecinde aday ülkelerin daha çok müktesebatın üstlenilmesi ve idari kapasitenin oluşturulması üzerinde durmaları üyelikten sonra ortaya çıkan hak ve sorumluluklara hazırlıklı olma sorunun gözden kaçmasına neden olmaktadır. Aktif bir üye olmak, üye olmak için verilen çabadan daha güçtür. Oluşturulan kurumlar katılım sürecinde ve sonrasında sürdürülebilir olmalı ve üyelik yükümlülüklerini karşılayabilmelidir.
  16. Kamu yönetimi reformu alanında sağlanan desteğin yönetimi konusunda bazı dersler çıkarılmıştır. Bunlar;
    • Kamu yönetimi reformu destek programları tamamen ulusal siyasi otoriteye tabi olmalı ve ulusal idari modernizasyon programları kapsamına alınmalıdır; söz konusu programlar esnek ve ilgili ülkenin yönetsel kültürü ile uyumlu olacak şekilde tasarlanmalıdır.
    • Dış kaynak akışları ve kamu alımları, ulusal mali yönetim süreçleri ile tamamen bütünleştirilmeli ve bu unsurların geliştirilmesine öncelik verilmelidir.
    • Kurumlar, ulusal kaynaklar ile sürdürülebilecek şekilde tasarlanmalıdır;
    • İlk olarak desteğin denetimi ve kontrolü, öncelikli olarak güçlendirilmesi gereken ulusal otoritelerce üstlenilmelidir;
    • Proje yönetim becerileri (tasarım, değerlendirme ve izleme dahil) daha da geliştirilmelidir;
    • Etkili öğrenme, uygulayıcılar arasındaki esnek mübadele süreçleriyle ve aday ülke memurlarınca kullanılabilen bilgiye erişim sayesinde sağlanır;
    • Bölgedeki deneyimin paylaşımı, aktif şekilde kaynak sağlanması ve teşvik edilmesi gereken değerli bir araçtır.
  17. Komisyon Görüşlerinde altı çizilen sektörel konular köklü ve uygun şekilde ele alınırken, genel uyumu ve etkililiği sağlayacak yatay yönetişim fonksiyonları eş değer öneme sahip hususlardır. Kurumsal düzenleme ve süreçlerin uygun bir güvenilirlik seviyesinde faaliyet göstermesi, aday ülkelerce temin edilmelidir.
  18. Günümüzün AB müktesebatını uygulayabilmek ve dost Üye Devletlerle birlikte AB’ye gelecekte etkili şekilde katılabilmek için gerekli idari kapasitenin güçlendirilmesi, her aday ülke için büyük önem taşımaktadır. Bunu başarabilmek için, kurumların oluşturulmasında yeterli kaynağa, geniş çaplı kamu desteğine ve ulusal politika yapıcıların uzun vadeli taahhüdüne ihtiyaç vardır. Kolay olmamakla birlikte söz konusu koşullara ulaşılabilir. Bir kez güvenceye alındığında başarı şansa kalmayacaktır.

2- AVRUPA İDARİ ALANI KAVRAMININ ORTAYA ÇIKIŞI VE BU KAPSAMDA YÜRÜTÜLEN ÇALIŞMALAR

2.1.  Avrupalılaşma Kavramı

Avrupa Birliğinin kamu yönetimi yaklaşımını incelerken ele alınması gereken kavramlardan biri de Avrupalılaşma (Europeanisation) kavramıdır. 1990’lı yılların sonlarından itibaren yoğun bir şekilde kullanılmaya başlanan Avrupalılaşma kavramı üzerinde tek bir tanıma ulaşılmış değildir. Avrupalılaşma kavramı ile ilgili olarak yapılan tanımlar Avrupa kurumlarının Avrupa dışında gelişip yayılması, egemenlik haklarının AB düzeyine aktarılması, Avrupa düzeyinde ortaya çıkan kurumların yerel düzeyde meydana getirdiği değişim ve yerel politika konularının giderek Avrupa ölçüsünde politika konuları haline gelmesi gibi hususlar üzerinde durmaktadır. Kavramı açıklamaya yönelik bu çabaların büyük bir bölümü kavramın belirli bir yönü üzerinde yoğunlaşmış ve bu sebeple kendi sınırlılıkları içinde bir tanım ortaya koymuşlardır.

Avrupalılaşma kavramının açıklanmasına yönelik bu tanımlama girişimlerinin genel olarak kavramın iki yönü üzerinde durdukları görülmektedir. Buna göre kavram, bir yönü ile Avrupa kıtasında yer alan ulusal kimlik ve yönetim biçimleri üzerinde bir Avrupa kıtasal kimliğinin ve yönetim biçiminin gelişip büyümesini, diğer yönüyle ise AB’nin siyasi ve ekonomik dinamiklerinin ulusal politikalar ve politika yapımı örgütsel mantığının bir parçası haline gelmesine doğru bir süreci ifade etmektedir.

Avrupalılaşma kavramını, “Avrupalılaşmanın Değişik Yüzleri” (The Many Faces of Europeanisation) adlı çalışmasında ayrıntılı bir şekilde ele alan Olsen’e göre ise Avrupalılaşmanın beş farklı yüzü bulunmaktadır[19]. Bu beş farklı yüz şunlardır:

  1. Avrupa’nın sınırlarının değişmesi anlamında Avrupalılaşma,

Buna göre Avrupalılaşma, Avrupa’nın Avrupa yönetişim sisteminin gelişmesi ile tek bir siyasal alan haline gelmeye başlamasını, bu yönetişim sisteminin kurumsallaşmasının en başarılı girişimi olan Avrupa Birliğinin genişlemesini ve bu genişleme yolu ile bu yönetişim sistemine ait kurum ve kuralların sınırların dışında kabul görmesini,

  1. Avrupa düzeyinde kurumların ortaya çıkması anlamında Avrupalılaşma,

Buna göre Avrupalılaşma, Avrupa düzeyinde ortak hareket etme imkanını sağlayan kurumları ve bu kurumlar aracılığıyla Avrupa düzeyinde politika oluşturulması, bunların uygulanması ve izlenmesini sağlayan yönetişim sistemini ifade etmektedir.

  1. Avrupa kurumlarının iç politika alanına etkileri anlamında Avrupalılaşma,

Buna göre Avrupalılaşma, Avrupa kurumlarının oluşturdukları politikaların üye ülkelerin iç politikalarını ve yönetim sistemlerini etkileyeceğini ifade etmektedir.

  1. Avrupa kurumlarının ihraç edilmesi anlamında Avrupalılaşma,

Buna göre Avrupalılaşma, Avrupa’ya özgü kurum, kural, kimlik ve ilkelerin yayılmasını ifade etmektedir.

5. Avrupa’nın siyasi olarak birleşmesi anlamında Avrupalılaşma.

Buna göre Avrupalılaşma, Avrupa’yı daha belirgin, uyumlu ve güçlü bir siyasi varlık haline getirecek siyasi gelişmeleri ifade etmektedir.

2.2.  Avrupa Bütünleşmesi Kavramı

Avrupa bütünleşmesi (European Integration), kısmen de olsa Avrupa içinde yer alan ülkeler de dahil olmak üzere, Avrupa devletlerinin siyasi, ekonomik (ve bazı durumlarda sosyal ve kültürel) bütünleşmesi süreci olarak tanımlanmaktadır[20].

Avrupa bütünleşmesi düşüncesi, yüzyıllar boyunca pek çok devlet adamı, siyaset bilimci ve filozof tarafından dile getirilen bir konu olmuştur. Bütünleşme ve Avrupa’da bir “Birliğin” oluşturulması düşüncesi ilk olarak I.Dünya Savaşı sonrasında Avrupa kamuoyunun gündemine gelmiş ancak bu düşünceler esas olarak II. Dünya Savaşı sonrasında olgunlaşıp benimsenmiştir. Büyük ve yıkıcı savaşların yaşandığı Avrupa kıtasında barışı kalıcı kılmaya yönelik olan bu sürecin ilk sonucu, insan haklarını koruma, çoğulcu demokrasiyi sağlama amaçları üzerine kurulmuş bir uluslararası örgüt olan Avrupa Konseyi’nin 1949 yılında kurulması olmuştur. Günümüzde ise Avrupa bütünleşmesi sürecinin baskın ve itici gücünü Avrupa Birliği oluşturmaktadır.

Avrupa bütünleşmesi süreci özellikle Avrupa Birliğinin gelişim süreci ile birlikte günümüzde sadece ekonomik bir bütünleşme sürecini ifade etmemektedir. Giderek siyasi bir bütünleşmeye doğru ilerleyen bu süreç hayatın her alanda etkisini göstermeye başlamıştır. Bu bakımdan yönetsel yapı, anlayış ve tarzlarında da bir birlik ve uyum oluşması kaçınılmaz bir sonuç olmuştur. Gerek ortak kurum ve kuralların ortaya çıkması, gerek uygulama boşluklarının ortaya çıkmasının önlenmesi gereği, gerekse karşılıklı etkileşim süreci Avrupa bütünleşmesi sürecinde en azından belli ilkeler etrafında ulusal kamu yönetimi alanında egemen olması durumunu ortaya çıkarmıştır. Böylelikle farklı yasal geleneklere ve yönetişim sistemlerine sahip ülkelerde kabul gören kamu yönetimi ilkeleri ortaya çıkmıştır. Bu ilkelerin yön verdiği ulusal kamu yönetimleri de Avrupa bütünleşmesi sürecinden kaçınılmaz olarak etkilenmektedir.

Bütünleşme sürecinin henüz değişmez nihai bir sonucu bulunmamaktadır. Bu durum Avrupa Birleşik Devletlerinden veya başka bir süper devlet oluşumundan korkan Avrupa bütünleşmesi hareketinin muhaliflerini telaşlandırmaktadır. Hem Avrupa hem de ulusal düzeyde Avrupa Birliğinin bütünleşmesi ve genişlemesi Avrupa’nın temel politika konularıdır. Bütünleşme hareketi, ulusal egemenlik ve kültürel kimlik kavramları ile çatışma içerisindedir ve Avrupa şüpheciliği akımının yoğun (eurosceptism) muhalefeti karşı karşıyadır.

2.3.  Avrupa İdari Alanı Kavramı

Devlet yönetiminin hemen her alanı Topluluk müktesebatının kapsamı içerisinde yer almaktadır. Ancak, Topluluk müktesebatı içinde yatay yönetişim ya da kamu yönetimi alanına herhangi bir standart yer almamaktadır. Bu bakımdan, aday ülkeler için katılım sürecinde kamu yönetimi reformunun hedef ve yönü açık bir şekilde belirtilmiş değildir. Bununla birlikte, zaman içerisinde, demokratik devletler arasında iyi yönetişimin anahtar öğeleri hakkında genel bir görüş birliği oluşmuştur. Bu öğeler hukukun üstünlüğü prensiplerinden güvenilirliği, önceden tahmin edilebilirliği, sorumluluk ve saydamlık ilkelerini ve ayrıca teknik ve idari yetenekleri, örgütsel kapasiteyi ve vatandaşların katılımının sağlanmasını kapsamaktadır. Konuyu düzenleyen bir Topluluk Mevzuatının olmaması nedeniyle, varılan bu görüş birliği, farklı yasal gelenek ve farklı yönetişim sistemlerine sahip AB Üye Devletleri tarafından kabul gören kamu yönetimi ilkelerinin oluşturulmasını sağlamıştır. Zaman içerisinde, ulusal mahkemelerin yanı sıra Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’nın yargı içtihat kararları vasıtası ile bu ilkeler tanımlanmış ve rafine hale getirilmiştir[21].

Üyelik ile beraber karşılıklı bağımlılık ilişkisinin ortaya çıkması, Topluluk müktesebatında ulusal kamu yönetimlerine ilişkin düzenlemelerin yer almaması, üye ülkelerin “mecburi sonuç” (obligatory result) ilkesi uyarınca müktesebatı ulusal mevzuata aktarmaya, uygulamaya ve yürürlüğünü sağlayabilecek nitelikte bir yönetsel sisteme sahip olması gereği üye devletlerdeki yatay yönetişim sistemini etkilemektedir.

Yukarıda bahsedilen iyi yönetişim sistemleri üzerinde varılan görüş birliği, üye ülkeler arasındaki karşılıklı bağımlılık ilişkisi ve mecburi sonuç ilkesi temelinde Avrupa Birliği, aday ülkelerden ve üye devletlerden Topluluk standart ve kararlarını kendi yasal sistemlerine entegre ederek güvenilir bir yönetişim sistemine sahip olmalarını ve bu standart ve kararların etkili şekilde uygulanması ve yürütülmesinin sağlanmasını talep etme hakkına sahiptir[22].

Bu bağlamda “Avrupa İdari Alanı”, “üye devletlerin ulusal idari yasal düzenleri ve idari uygulamaları arasında gelişen bir birbirine yaklaşma süreci”[23], “kamu yönetiminin işleyişini sağlayan ve hukuk tarafından tanımlanarak çeşitli usul ve hesap verebilirlik mekanizmaları aracılığı ile uygulanan bir ortak standartlar seti”[24], “üye ülkelerin kamu görevlileri ve Komisyon yetkilileri arasındaki sürekli ortak çalışma, müktesebatı bütün üye ülkelerde aynı güvenilirlik standartlarında uygulama gereği ve Avrupa ölçeğinde etkili bir idari yargının oluşması ulusal yönetim aygıtlarını birbirine gitgide daha çok yakınlaşması olgusu”[25], “ulusal kamu yönetimlerinin aynı düzeyde etkinlik ve kalite düzeyinde hizmet sağladığı bir alan”[26] gibi tanımlamalarla açıklanmaya çalışılmaktadır.

Bütün bu tanımlama girişimleri kavramın belli bir yönünü vurgulamaktadır. Bu tanımlamalar göz önünde bulundurularak kavrama bakıldığında, Avrupa İdari Alanını; üye devletlerin kamu görevlileri ile Komisyon arasındaki daimi ilişkiler, topluluk müktesebatının geliştirilmesi ve tüm Topluluk üyesi ülkelerde müktesebatın aynı standartlarda uygulamasının sağlanması, Avrupa çapında bir idari yargı sisteminin oluşturulması ve ortak temel kamu yönetimi değer ve ilkelerinin ortaya çıkışı, ulusal yönetimler arasında yaşanan yakınlaşma olarak tanımlamak mümkündür[27].

2.4.  Avrupa İdari Alanı Çerçevesinde Avrupa Kamu Yönetim İlkeleri

 Topluluk müktesebatı içinde yatay yönetişim ya da kamu yönetimi alanının yer almaması nedeniyle, özellikle 5. genişleme dalgası ile birlikte kamu yönetimi alanında bir ortak yönetim algısı ve kalitesi oluşturulması düşüncesi ortaya çıkmıştır. Bu düşüncenin arka planında ise Topluluk müktesebatının tüm üye ülkelerde aynı şekilde ve etkinlik düzeyinde uygulanması gerekliliği yatmaktadır. Bu gereklilik ise, Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’nın geliştirdiği ilkelerden olan “Topluluk hukukunun tüm üye devletlerde aynı şekilde ve etkili uygulanması” ilkesinde ifade bulmuştur. Hem ekonomik bütünleşmenin hem de nihai hedef olan siyasi bütünleşmenin gerçekleştirilebilmesi için Topluluk hukukunun tüm üye devletlerde aynı biçimde, aynı anlama gelecek şekilde ve etkili uygulanmasının temini zorunludur. Topluluk hukukunun uygulanmasında ortaya çıkabilecek bir uygulama boşluğu hem bütünleşme sürecine zarar verecek hem de Topluluk vatandaşları nezdinde Topluluğun meşruiyet ve inandırıcılığını azaltacaktır.

Avrupa Birliği, farklı hukuki geleneklere ve yönetişim yapılarına sahip ülkelerden oluşmaktadır. Gerek üye ülkelerin bu özellikleri gerekse kamu yönetimi alanını düzenleyen bir Topluluk müktesebatının olmaması ve aday ülkelerin uyması gereken kamu yönetimi gerekliliklerinin ortaya konamamış olması zamanla bu ülkelerin bazı iyi yönetişim ilkeleri üzerinde görüş birliğine varmalarını gerektirmiştir. Birliğe üye ülkelerce üzerinde görüş birliğine varılan ve Avrupa İdari Alanının çerçevesini oluşturan bu iyi yönetişim ilkeleri “Avrupa Kamu Yönetimi İlkeleri” olarak adlandırılmaktadırlar. Bu ilkeler şunlardır: Güvenilirlik ve öngörülebilirlik, açıklık ve şeffaflık, hesap verebilirlik ve etkinlik ve etkenlik.

2.4.1.   Güvenilirlik ve Öngörülebilirlik

Yasal kesinlik, yargı güvenliği (reliability) ya da öngörülebilirlik (predictability)olarak ifade edilen ve idarenin eylem ve işlemlerinin öngörülebilir olmasını ve bu eylem ve işlemlere karşı kişilerin güvenliğini sağlamayı, kamu hizmetlerinin yürütülmesinde keyfi uygulamaları ortadan kaldırmayı amaçlayan bir kısım idare hukuku ilkesine bu genel ilkeler altında yer verilmektedir.

Bu genel ilkeler şöyle sıralanabilir[28]:

  • Hukukun Üstünlüğü: Kamu yönetimi, hukuk kuralları çerçevesinde sorumluluklarını yerine getirmelidir.
  • Yasal Yetki: Kamu kurumları sadece yasal yetkiye sahip oldukları konularda karar verebilir.
  • İdarenin Takdir Yetkisi: İdarenin tercih hakkı yasal çerçevede olmalıdır.
  • Orantılılık: İdari eylemle yasaların hedeflediği sonuç arasında makul bir denge olmalıdır ve vatandaşlara gereğinden fazla yükümlülük getirilmemelidir.
  • Hukukun Uygulanmasında Adalet: Hukukun doğru ve tarafsız uygulanmasını sağlayan, kişiye saygılı ve onun itibarını koruyan prosedürler olmalıdır.
  • Kararların zamanında alınması ve uygulanması
  • Kamu Personelinde Profesyonellik: Kamu personeli tarafsız ve profesyonel bağımsızlığa sahip olmalıdır.

2.4.2.   Açıklık ve Şeffaflık

Açıklık (openness) ilkesinin yönetimin işlem ve eylemlerinin dış denetime tabi olmasını gerektirdiği, şeffaflık (transparency) ilkesinin ise yapılan eylem ve işlemlerin yakından bakıldığında dış denetimlerde bütün ayrıntıları ile tamamen görülebilmesini öngördüğü belirtilmektedir[29]. Bu iki ilke hem idarenin eylem ve işlemlerinden etkilenen kişilerin bu tasarrufların gerekçelerini öğrenmelerine hem de idarenin dış denetiminin yapılmasını kolaylaştırmaktadır.

Açıklık ve saydamlık aynı zamanda hukukun üstünlüğünün, kanun önünde eşitliğin ve hesap verme sorumluluğunun da vazgeçilmez araçlarıdır. Ancak ulusal savunma ve benzeri konuları gerçekten etkileyen durumlar açıklık ve saydamlık ilkelerine istisna edilebilir[30].

Kamu yönetiminde açıklık ve şeffaflık ilkeleri hem kötü yönetim ve yolsuzluk riskini azaltarak kamu yararını korumakta, hem de idari tasarrufların gerekçelerinin öğrenilmesini sağlayarak ve ilgili tarafların temyiz yolu ile haklarını tazmin etmelerine yardımcı olmaları nedeniyle bireysel hakların korunmasını sağlamaları yoluyla iki önemli amaca hizmet etmektedirler[31].

2.4.3.   Hesap Verebilirlik

Hesap verme sorumluluğu (accountability), kamu yönetiminde her makamın tasarruflarından dolayı başka idare, yasama ve yargı makamlarına açıklamada bulunmakla ve bu tasarrufları gerekçelendirmekle yükümlü olması, hiçbir makamın inceleme ve denetiminden muaf tutulamaması anlamına gelir[32]. Hiçbir idari otoritenin başka bir idari otoritenin gözetim ve incelemesinden muaf tutulmaması da hesap verebilirlik kavramının bir gerekliliğini oluşturmaktadır.

Mahkemeler tarafından yapılan yargısal denetim, kamu denetçiliği kurumu tarafından yapılan denetim, parlamento tarafından yapılan siyasal denetim, idari kurullar ve teftiş mekanizması aracılığıyla yapılan idari denetim hesap verebilirliği sağlamanın yolları arasında sayılabilir.

Hukukun üstünlüğü, açıklık, şeffaflık, tarafsızlık ve kanun önünde eşitlik gibi ilkelere uyulup uyulmadığını gösterebilmek açısından hesap verebilirlik etkili bir araçtır. Hesap verebilirlik mekanizmaları ile sağlanmaya çalışılan bu ilkeler kamu yararını olduğu kadar bireysel hakları da korumayı, karar alma mekanizmasının kalitesini arttırmayı ve son olarak güvenilirliği, kanuni güvenliği ve kamu yönetiminin meşruiyetini arttırmayı hedeflemektedir[33].

2.4.4.   Etkinlik ve Etkenlik

Kamu hizmet sunumunda mali kaynaklarda azalma yaşanması ile birlikte daha önce kamu yönetiminde etkinliğin veya performans etkinliğinin artırılması önemli bir etken olarak görülmemekteydi. Etkenlik kavramı (effectiveness), yasal veya hükümetçe konmuş olan amaçlara ulaşabilmedeki performansın sürekliliğini sağlama başarısı olarak ifade edilirken, etkinlik kavramı (efficiency), yönetsel bir değer olarak kullanılan kaynaklar ile ulaşılan sonuçlar arasındaki orantı olarak tanımlanmaktadır[34].

Yakın geçmişte hazırlanan bazı Avrupa ülkeleri (örneğin İspanya 1978 anayasasında) hukukun üstünlüğü, saydamlık ve yansızlık gibi geleneksel ilkelerin yanı sıra bu iki ilkeye de anayasal statü kazandırmıştır. Avrupa Adalet Divanı da bazı kararlarında “verimli yönetimi” bir ilke olarak benimsemiştir[35].

Etkinlik kavramının işletme alanına ait olması sebebiyle bir yönetsel değer olarak hukukun üstünlüğüyle ve siyasi/demokratik bir değer olarak da usule uygunlukla çatışma halinde gibi görünebilir. Kamu yöneticilerinin, kanuni usulleri etkinliğe kısıtlayıcı nitelikte zıt uygulamalar gibi görmek eğiliminde olmaları ve yerleşik usullerin kullanılmasını ekonomiklik ilkesi ile tezat bir durum oluşturarak idari işlemin maliyeti ve sonuçları arasındaki orantıyı aksi yönde etkileyebilir[36].

2.5.   SIGMA Programı[37]

Avrupa Birliği (AB) ve Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatının (OECD) ortak bir girişimi olan SIGMA Programı (Support for Improvement in Governance and Management – SIGMA) esas olarak Avrupa Birliği tarafından finanse edilmektedir.

1992 yılında oluşturulan ve AB ile OECD’nin mutabakatı çerçevesinde yönetilen SIGMA Programı ortak ülkelerin kamu yönetişimi sistemlerini modernize etme çabalarına destek sağlamaktadır. Bu destek reform sürecinin değerlendirilmesini, önceliklerin belirlenmesini, kurumsal yapılanmanın ve yasal çerçevenin kurulması süreçlerine yardımcı olunmasını ve uygulama eylem planları ve projelerin oluşturulmasına yardımcı olunması yoluyla AB ve diğer bağışçılardan yardım alınmasının kolaylaştırılmasını içermektedir.

1993 yılından beri Program Batı Balkan ülkelerine Avrupa Birliği İstikrar ve İşbirliği Süreci (Stabilization and Association Process – SAP) sistemi çerçevesinde ve kamu kurumlarının oluşturulmasına yardımcı olmaktadır. SIGMA Programı aday ülke idarelerinin AB’ye başarılı bir şekilde katılmaları için yürütülen hazırlık çalışmalarını desteklemektedir. Temmuz 2001’den beri SIGMA Batı Balkan ülkelerinde iyi yönetim ve yönetişimi teşvik edecek yasal ve kurumsal çerçevenin oluşturulmasına yardımcı olmaktadır.

2007 yılında SIGMA, Avrupa Komisyonu Genişleme Genel Müdürlüğü ile yakın işbirliği içinde iki yeni üye devlet (Bulgaristan ve Romanya), üç aday ülke (Hırvatistan, Makedonya ve Türkiye[38]) ve aynı zamanda Batı Balkan ülkeleri ile ilgili olarak çalışmalarını sürdürmektedir. SIGMA faaliyetleri Avrupa Komisyonunun Bütçe, İç Pazar, Dış İlişkiler ve Bölgesel Politika gibi genel müdürlükleri ve bunlara ek olarak Avrupa Sahtecilikle Mücadele Birimi (European Anti-Fraud Office – OLAF) ile koordineli olarak yürütülmektedir. Bölgedeki ülkelerde SIGMA ile Avrupa Komisyonu temsilcilikleri ve delegasyonları ve Avrupa Yeniden Yapılanma Ajansı (European Agency for Reconstruction – EAR) ofisleri arasında yakın çalışma ilişkileri tesis edilmiştir.

OECD Kamu Yönetişimi ve Bölgesel Kalkınmalar Direktörlüğünün (Public Governance and Territorial Development Directorate – GOV) bir parçası olarak SIGMA, GOV’un OECD üye ülkelerinin karar alıcıları ve uzmanlarının kamu yönetimi ağının uzmanlığını kullanmaktadır. SIGMA’nın 1992 yılında kurulmasından bu yana bu ağ, Merkez ve Doğu Avrupa ülkeleri ile Batı Balkan ülkeleri uygulayıcılarını kapsayarak genişlemiştir.

SIGMA programı aynı zamanda OECD’nin Üye Olmayan Ülkelerle İşbirliği Merkezinin de (Centre for Co-operation with Non-Members – CCNM) bir unsurudur.

2.5.1.    SIGMA’nın Rolü

 SIGMA, ortak ülkelerin yönetişim ve yönetim çabalarını gelişmeleri;

  • Mevcut Topluluk müktesebatı (acquis communautaire) ve Avrupa iyi uygulamaları temelinde oluşturulan öncelikleri belirleyerek ve reform ilerlemelerini değerlendirerek,
  • Karar alıcıları ve idareleri, kurumların kurulmasında ve Avrupa standartlarını ve iyi uygulamalarını karşılayan prosedürlerin ve yasal çerçevelerin oluşturulmasında yardımcı olarak,
  • Projelerin dizaynı, önkoşulların sağlanması ve uygulamanın desteklenmesi yolu ile AB’den, Avrupa içindeki ve dışındaki bağışçılardan yardım sağlanarak,

         desteklemektedir.

SIGMA, Avrupa Komisyonuna reform programlarının oluşturulmasında ve uygulanmasında, AB/OECD üye ülkelerinin yönetişim ve yönetim konusundaki OECD uzmanlığını ve Orta ve Doğu Avrupa Ülkeleri ile Batı Balkan ülkelerinin sağladığı destekten edindiği kendi tecrübesini kullanarak yardım etmektedir.

2.5.2.   Öncelikli Faaliyet Alanları

SIGMA 8 öncelikli alanda ortak ülkelerin reform çabalarını desteklemektedir:

  • Reform programlarının oluşturulması ve uygulanması
  • Dış denetim
  • Mali kontrol
  • Yasal çerçeve, kamu hizmetleri ve adalet
  • Politika oluşturma ve eşgüdüm kapasitesi
  • Düzenleyici politikalar – Daha iyi düzenlemeler
  • Kamu harcamaları yönetimi
  • Kamu alımları

2.5.3.   Çalışma Ortakları

SIGMA uzmanlık önerileri ve hükümetlerin modernizasyon çabalarını güçlendirecek kritik değerlendirmelerle reform süreci içindeki ulusal idarelerden ortakları ile çalışmaktadır.

2007 yılında SIGMA’nın çalışma ortakları aşağıdaki hükümetlerdir:

  • Yeni üye olan iki ülke – Bulgaristan ve Romanya
  • AB’ye aday üç ülke – Hırvatistan, Makedonya ve Türkiye
  • Batı Balkan ülkeleri – Arnavutluk, Bosna-Hersek, Karadağ ve Kosova’yı içerecek şekilde Sırbistan (1999’dan beri Kosova Birleşmiş Milletler Kosova Geçici Yönetimi – UNMIK- tarafından yönetilmektedir.)
  • Ukrayna (Birleşik Krallık ve İsveç’in finanse etmesiyle)

2.5.4.   Çalışma Metotları

SIGMA’nın çalışma çerçevesi yararlanıcı ülkelerle ortaklık temeline dayanır. Çalışma usulleri her bir ülke tarafından belirlenen önceliklere ve bu ülkelerin ortaklarının destek taleplerine yeterli ve çabuk cevap vermeyi mümkün kılacak şekilde esnektir.

Projeler, Avrupa Komisyonu veya SIGMA tarafından ülkelerde ortak örgütler tarafından başlatılabilir. Her bir projede mutlaka olması gereken koşul, projenin SIGMA programının reform önceliklerini yansıtması ve Avrupa Komisyonun hedeflerinin başarılmasının desteklemesidir. İlgili taraflarca proje dokümanı nihayetlendirilir nihayetlendirilmez Avrupa Komisyonuna ön onaya sunulur. 10 günlük bir bekleme süresinden sonra proje başlatılabilmektedir.

SIGMA’nın çalışma metotları her bir ortak ülkenin belirli öncelik ve ihtiyaçlarına uyarlanabilir. Bir ülke profesyonel bir kamu hizmetinin geliştirilmesi için yoğun destek gereksinimi duyarken, bir diğeri kamu mali kontrol sisteminin güçlendirilmesi çabalarına odaklanabilir. Başka bir durumda ise, SIGMA’ya kamu yönetimi reform programlarının dizayn edilmesine destek için başvurulabilir. SIGMA ile ortak kurum ve uygulayıcılar arasında devam eden bir işbirliğinde öncelikli ihtiyaçların öncelikli eylemlerle eşleştirilmesi hayatidir.

 3.  AVRUPA YÖNETİŞİMİ HAKKINDA BEYAZ KİTAP[39]

İyi yönetişim ve yönetişim reformu Avrupa Birliği’nin kurumsal gündeminde de önemli yer tutmaktadır. Avrupa Birliği Komisyonu, 2000 yılının başlarında Birlik düzeyinde yönetişim reformunu dört stratejik hedefinden biri olarak belirlemiştir. Avrupa Birliği üyesi ülkelerin yurttaşları ile Birlik kurumları arasındaki yabancılaşmanın aşılmasını hedef alan yönetişim reformu konusunda Komisyon’un Temmuz 2001’de yayımladığı “Beyaz Kitap” Avrupa düzeyinde iyi yönetişimin ilkelerini şöyle sıralamıştır[40]:

3.1.  Açıklık (Openness)

Avrupa Birliği kurumlarının Birlik uygulamaları ve kararları konusunda Birlik yurttaşlarıyla daha faal bir iletişim içinde olması[41].

3.2. Katılımcılık (Participation)

AB politikalarının kalitesi, başarısı ve etkenliği, fikir aşamasından uygulamaya kadar geçen tüm politika oluşturma zincirinde geniş bir katılımın sağlanmasına bağlıdır. Artan katılım, AB politikalarının çıktılarına olan güveni arttıracaktır[42].

Katılımcılık ilkesi ile ilgili önemli bir nokta, Komisyonun sivil toplumu demokratik meşruiyeti sağlayıcı bir araç olarak görmesidir. Beyaz Kitap’a göre, sivil toplum şu aktörlerden oluşmaktadır: sendikalar ve işveren örgütleri (sosyal ortaklar); kar amacı gütmeyen kuruluşlar; mesleki birlikler/dernekler; yardım dernekleri; düşünce kuruluşları; özellikle kiliseler ve dini toplulukların katkıda bulunduğu yerel düzeyde vatandaşların katılımı ile oluşan kurumlar[43].

3.3.  Hesap Verebilirlik (Accountability)

Yasal ve yönetsel süreçlerdeki roller açıkça belirlenmelidir. AB kurumlarının her birisi eylemleri ile ilgili konularda açıklamada bulunmalı ve sorumluluk almalıdır[44].

Hesap verebilirliği iyi yönetişimin ilkelerinden biri olarak tanımlayan Beyaz Kitap, yasama ve yürütme süreçlerinde üstlenilen rollerin daha açık olması gerekliliğinin altını çizmekte ve bütün Birlik kuruluşlarının neler yaptığını açıklamak ve eylemlerinin sorumluluğunu taşımak zorunda olduklarını ifade etmektedir. Komisyon, üye ülkeleri ve hangi düzlemde olursa olsun karar alma sürecine katılan tüm aktörleri daha açık ve sorumlu davranmaya davet etmektedir[45].

3.4.  Etkenlik (Effectiveness)

Uygulanan politikalar etken ve zamanlı olmalı, önceden açıkça belirlenmiş amaçlar doğrultusunda yapılabileceklere yönelik olmalı, ortaya çıkabilecek sonuçlar değerlendirilmiş olmalı ve geçmiş deneyimleri dikkate almalıdır[46].

Beyaz Kitap’ta ise etkinlik, belli amaçlar temelinde gereksinim duyulan hususların gerçekleştirildiği, ortaya çıkabilecek sonuçların ve mümkün olan durumlarda geçmiş deneyimlerin de dikkate alındığı bir şekilde politikaların etkin ve yerinde olması çerçevesinde ele alınmaktadır. Buna ek olarak, Beyaz Kitap, AB’nin etkiliğinin, AB politikalarının orantılı bir şekilde uygulanmasına ve kararların en uygun düzlemde alınmasına bağlı olduğunun da altını çizerek modern anlayışa yakın bir perspektif sunmaktadır[47].

3.5.  Tutarlılık (Coherence)

Politikalar ve eylemler bütüncül ve kolayca anlaşılabilir olmalıdır. Buna göre, komplike bir sistemin parçaları olan AB kurumlarında politik liderlik ve yüksek sorumlulukla uyumlu çalışmalar yapılması gerekmektedir[48].

Sonuç olarak, iyi yönetişimin bu beş ilkesi birlikte değerlendirildiğinde, Beyaz Kitap, her ilkenin kendi başına önemli olduğunu, fakat ilkelerin tamamının yaşama geçmesinin, politikaların ilkelerin bütününü göz önüne alarak daha kapsayıcı bir şekilde hazırlanması ve uygulanması ile mümkün olacağının altını çizmektedir. Fakat, Beyaz Kitap dikkatli bir şekilde incelendiğinde, Komisyon’un temelde etkinlik ve tutarlılık ilkelerine odaklandığı görülmektedir. Bu çıkarımın temel gerekçesi, Beyaz Kitap’ın “Birlik içerisinde daha güçlü ve dünyada daha iyi bir lider” olabilmek amacı ile temelde yasama sürecindeki etkinlik ve esneklik ile AB politikalarındaki tutarlılığı geliştirmeye odaklanmasıdır. Ancak, Scott’un (2002) da tartıştığı gibi, Beyaz Kitap ile Komisyon, diğer AB kurumlarının ve üye ülkelerin erkini kendisine doğru kaydırma yolu ile etkinlik ve uygunluğu artırmaya çalışıyor izlenimi vermekte; fakat açıklık, katılımcılık ve hesap verebilirliği artırıcı değişim talepleri daha sınırlı kalmaktadır. Daha da önemlisi Komisyon, meşru yönetişimin önemli unsurları olarak göze çarpan bu üç ülkeyi Beyaz Kitap’ta son derece muğlak bir şekilde konumlandırmaktadır[49].

SONUÇ

Avrupa Birliği, müktesebatının etkin bir şekilde uygulanmasında önemli rol oynayan sektörlerde bulunması gereken bazı yönetsel yapılar ve kamu yönetiminin örgütlenişi, personeli ve işleyişi ile ilgili bazı temel değer ve ilkelere (demokratik, hukuka bağlı, etkin, katılımcı, hesap verebilir ve şeffaf bir yönetim) atıfta bulunma dışında, Avrupa Birliği, üye veya aday ülkelerin ulusal kamu yönetimlerinin yapısı konusunda “şablon bir model” ya da “standart bir örgütleniş biçimi” öngörmemektedir. Birlik, Topluluk müktesebatı ile pek çok teknik konuda ayrıntılı düzenlemelere giderken, kamu yönetimine ilişkin olarak sadece belli temel değer ve ilkeleri vurgulamakta ve her bir üye devletin kendi geleneğine göre oluşturduğu bir yönetim yapısının varlığını kabul etmektedir.

Birlik kamu yönetimi alanına, belli değer, ilke, politika ve yönlendirmeler çerçevesinde yaklaşmaktadır. Üye ve aday ülkeler, ulusal kamu yönetimlerini kendi gelenek ve ihtiyaçlarına göre şekillendirebilirler. Ancak, Birlik tarafından hedeflenen politika çıktılarına ulaşabilmek için devletler kendilerine verilen görevleri layıkıyla yerine getirmelidirler. Bu bağlamda, Birlik, mevcut ya da aday ülkelerden, Birlik standartlarını kendi ulusal mevzuatlarına aktarmalarını, bu standartları ulusal sınırları içinde etkili bir biçimde uygulamalarını ve uygulanma durumunu denetleyebilen sağlam ve güvenilir bir yönetim yapısına sahip olmalarını ve kendi ulusal politikaları ile Birlik politikaları arasında zaman içindeki gelişmelere bağlı olarak tutarlılığı sürdürmelerini isteme yetkisine sahiptir.

Avrupa Birliği bütünleşme sürecinde, Avrupa İdari Alanının doğuşu ve ulusal kamu yönetimlerinin Avrupalılaşması kaçınılmaz olarak gerçekleşmekte ve Birlik üyesi ülkelerin ulusal kamu yönetimleri yapısal anlamda olmasa bile değerle ilkeler ve standartlar bazında giderek birbirlerine benzemektedirler. Üye devletler, kamu yönetimi modellerindeki yapısal farklılıkları söz konusu değer ve ilkeler çerçevesinde ortak bir zemine oturtmuşlardır. Dolayısıyla, Birlik üyesi ülkelerdeki kamu yönetimleri, önceden tanımlanmış örgütsel yapılar yerine bu değer ve ilkeler ışığında şekillenmiştir. Bu ilkelerin Avrupa Komisyonu tarafından belirlenen Avrupa yönetişimi ilkeleri ile de örtüşmesi “Avrupa İdari Alanının” bu ortak kabul gören ilkeler çerçevesinde şekillendiğini bizlere göstermektedir.

KAYNAKÇA

Acar, Pınar (Çev), Avrupa Birliği Üyeliği Yolunda Sürdürülebilir Kurumlar, SIGMA Belgeleri No. 26,

http://portal1.sgb.gov.tr/calismalar/yayinlar/md/md148/abuyeligi.pdf, (04/05/2007).

Avrupa Birliği Genel Sekreterliği, “OECD – SIGMA Programı Hakkında Bilgi Notu”, http://www.abgs.gov.tr/files/sigma_programi_hakkinda_bilgi_notu.doc, 08/07/2007.

Avrupa Birliği Genel Sekreterliği, Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı (2003), http://www.euturkey.org.tr/files/UlusalProgram/UlusalProgram_2003/Tr/doc/V-idari_kapasite.doc, s. 774, 08/07/2007.

Balcı, Asım, Türkiye-AB ilişkileri Perspektifinden Kamu Yönetimi Sisteminin Yeniden Değerlendirilmesi, Amme İdaresi Dergisi, Cilt 38, Sayı 4, Aralık 2005, s.23-37.

Commission of The European Comminities (2001), European Govwernance: A White Paper, COM (2001) 428 (final), Brussels, 25 July, http://europa.eu.int/eur-lex/en/com/cnc/2001/com2001_0428en01.pdf, 10/06/2007.

D’Orta, Carlo (2003), “What Future For The European Administrative Space”, European Institute of Public Administration (EIPA) Working Paper No.2003/W/5, http://www.eipa.eu/files/repository/product/2003w05(2).pdf, 09/07/2007.

Kösecik, Muhammet, “Avrupa Birliği Entegrasyonu ve Ulusal Kamu Yönetimleri”, Çağdaş Kamu Yönetimi II, Editör Muhittin Acar – Hüseyin Özgür, Ankara: Nobel Yayınları, 2004.

Kesim, H. Kutay – Petek A. , “Avrupa Komisyonu’nca Belirlenen İyi Yönetişimin İlkeleri Çerçevesinde Türk Kamu Yönetimi Reformunun Bir Eleştirisi”, Amme İdaresi Dergisi, C.38, S.4, Aralık 2005, s.39-58.

OECD (1999), European Principles for Public Administration, SIGMA Papers: No.27, http://unpan1.un.org/intradoc/groups/public/documents/nispacee/unpan006804.pdf, (12/06/2007).

OECD (1998), “Sustainable Institıtions for European Union Membership”, SIGMA Papers: No.26, http://www.sigmaweb.org/dataoecd/20/11/36953545.pdf, (12/06/2007)

Okçu, Murat, Avrupa Yönetsel Alanını Doğru Türk Kamu Yönetimi: Çok Düzlemli Yönetişim, http://www.tepav.org.tr/tur/admin/dosyabul/upload/Murat_Okcu_cok_duzlemli_yonetisim_26_10_05.pdf. (12/06/2007).

Olsen, Johan P., The Many Faces of Europeanization, Arena Working Papers WP 01/2, http://www.arena.uio.no/publications/wp02_2.htm, (04/05/2007).

Peretó, Francisco Cardona, The European Administrative Space: Assessing Approximation of Administrative Principles and Practices among EU Member States, http://www.sigmaweb.org/dataoecd/33/46/35678337.pdf, (12/06/2007).

TÜSİAD, Kamu Reformu Araştırması, Aralık 2002.

http://europa.eu/scadplus/glossary/accession_criteria_copenhague_en.htm, (12/06/2007).

 http://ue.eu.int/ueDocs/cms_Data/docs/pressdata/en/ec/72921.pdf, s.13, 12/06/2007

http://www.europarl.europa.eu/summits/fei1_en.htm, 08/07/2007.

www.sigmaweb.org

www.abgs.gov.tr

www.wikipedia.org

[1] Muhammet Kösecik, “Avrupa Birliği Entegrasyonu ve Ulusal Kamu Yönetimleri”, Çağdaş Kamu Yönetimi II, Editör Muhittin Acar – Hüseyin Özgür, Nobel Yayınları, Ankara, 2004, s.3.

[2] Avrupa Topluluğunu Kuran Antlaşmanın 249. maddesinde Topluluk tasarrufları olarak tüzük (regulation), direktif (directive), karar (decision), tavsiye (recommendation) ve görüş (opinion) sayılmıştır. Ancak, bu sayılanların dışında ilke kararı (resolution), eylem programı (action programme), bildiri (declaration) ve ilkeler (guidelines) gibi Topluluk işlemleri de bulunmaktadır.

[3] Murat Okçu, “Avrupa Yönetsel Alanını Doğru Türk Kamu Yönetimi: Çok Düzlemli Yönetişim”, http://www.tepav.org.tr/tur/admin/dosyabul/upload/Murat_Okcu_cok_duzlemli_yonetisim_26_10_05.pdf, s.10-11, 10/05/2007.

[4] Francisco Cardona Peretó, “The European Administrative Space: Assessing Approximation of Administrative Principles and Practices among EU Member States”, http://www.sigmaweb.org/dataoecd/33/46/35678337.pdf, s.1, 12/06/2007.

[5] AB Antlaşmasının 49. maddesine göre;

“6. maddenin 1. fıkrasında belirtilen ilkelere uyan her Avrupa devleti Birliğin üyesi olmayı isteyebilir. Bu devlet başvurusunu Konseye gönderir. Konsey, Komisyona danıştıktan ve kendini oluşturan üyelerin mutlak çoğunluğu ile karar alan Avrupa Parlamentosunun uygun görüşünü aldıktan sonra oybirliği ile karar verir”.

“Kabul edilme koşullarıyla, Birliğin kuruluşuna dayanak oluşturulan antlaşmalarla adaylığa kabul edilmenin gerektiği uyarlamalar, üye devletlerle üyeliğe başvuran devlet arasında bir antlaşma ile belirlenir. Bu antlaşma tüm akit devletlerin kendi anayasal düzenlemelerine uygun olarak onaylarına sunulur”.

[6] AB Antlaşmasının 6. maddesinin 1. fıkrasına göre;

“Birlik üye devletlerde ortak olan özgürlük, demokrasi, insan hakları ve temel özgürlüklere saygı ilkeleri ile hukuk devleti ilkesi üzerine kuruludur”.

[7] http://europa.eu/scadplus/glossary/accession_criteria_copenhague_en.htm, 12/06/2007.

[8] http://ue.eu.int/ueDocs/cms_Data/docs/pressdata/en/ec/72921.pdf, s.13, 12/06/2007

[9] http://europa.eu/scadplus/glossary/accession_criteria_copenhague_en.htm, 12/06/2007.

[10] D. Kodakçı, E. Yıldırım, (2002), “AB Müktesebatının Uygulanması İçin Gerekli “İdari Kapasite” ve Türkiye’nin Durumu.” T.C. Başbakanlık Avrupa Birliği Genel Sekreterliği Ulusal Program Dairesi. http://www.euturkey.org.tr/abportal/uploads/files/idarikapasite.doc, 20/10/2004, aktaran A. Balcı, Türkiye-AB ilişkileri Perspektifinden Kamu Yönetimi Sisteminin Yeniden Değerlendirilmesi, Amme İdaresi Dergisi, Aralık 2005, C.38, S.4, s.25.

[11] Avrupa Birliği Genel Sekreterliği, “OECD – SIGMA Programı Hakkında Bilgi Notu”, http://www.abgs.gov.tr/files/sigma_programi_hakkinda_bilgi_notu.doc, 08/07/2007.

[12] http://ec.europa.eu/enlargement/enlargement_process/accession_process/criteria/index_en.htm, 08/07/2007.

[13] http://www.europarl.europa.eu/summits/fei1_en.htm, 08/07/2007.

[14] Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı, http://www.euturkey.org.tr/files/UlusalProgram/UlusalProgram_2003/Tr/doc/V-idari_kapasite.doc, s. 774, 08/07/2007.

[15] D. Kodakçı – E. Yıldırım, (2002), s.7, 20/10/2004, aktaran Asım Balcı (Aralık 2005), s.25.

[16] OECD (1999), s.6.

[17] Avrupa Birliği Genel Sekreterliği, s.1

[18] OECD (1998), “Sustainable Institıtions for European Union Membership”, SIGMA Papers: No.26, http://www.sigmaweb.org/dataoecd/20/11/36953545.pdf, s.5, 12/06/2007.

[19] Johan P. Olsen, “The Many Faces of Europeanization”, Arena Working Papers WP 01/2, http://www.arena.uio.no/publications/wp02_2.htm, 04/05/2007.

[20] http://en.wikipedia.org/wiki/European_integration, (03/05/2007).

[21] OECD (1999), s.5.

[22] OECD (1998), “Sustainable Institutions for European Union Membership”, SIGMA PAPER, No:26, Çev. Pınar Acar, http://portal1.sgb.gov.tr/calismalar/yayinlar/md/md148/abuyeligi.pdf, 09/07/2007.

[23] OECD (1999), s.6

[24] OECD (1999), s.5

[25] TÜSİAD, Kamu Reformu Araştırması, Aralık 2002, s.188.

[26] Carlo D’Orta (2003), “What Future For The European Administrative Space”, European Institute of Public Administration (EIPA) Working Paper No.2003/W/5, http://www.eipa.eu/files/repository/product/2003w05(2).pdf, 09/07/2007.

[27] OECD (1999), s.14.

[28] M. Kösecik, 2004, s.10.

[29] A. Balcı, Aralık 2005, s.26.

[30] TÜSİAD, Aralık 2002, s.191.

[31] OECD (1999), s.12

[32] TÜSİAD, Aralık 2002, s.191.

[33] OECD (1999), s.13.

[34] A. Balcı, Aralık 2005, s.26.

[35] TÜSİAD, Aralık 2002, s.191.

[36] OECD (1999), s.14.

[37] Ayrıntılı bilgi için bakınız: www.sigmaweb.org .

[38] SIGMA Programı Türkiye’de, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) ve Avrupa Birliği arasında 8 Mayıs 2004 tarihinde imzalanan antlaşma ile yürürlüğe girmiştir. Avrupa Komisyonunun Türkiye için hazırladığı İlerleme Raporlarında Türkiye’nin yatay idari kapasitesi değerlendirilirken SIGMA’nın tespitlerinden yararlanılmaktadır.

[39] Commission of The European Comminities (2001), European Govwernance: A White Paper, COM (2001) 428 (final), Brussels, 25 July, http://europa.eu.int/eur-lex/en/com/cnc/2001/com2001_0428en01.pdf, 10/06/2007.

[40] TÜSİAD, Aralık 2002, s.179.

[41] İbid, s.179.

[42] A. Balcı, Aralık 2005, s.27.

[43] H. Kutay Kesim, Ali Petek, “Avrupa Komisyonu’nca Belirlenen İyi Yönetişimin İlkeleri Çerçevesinde Türk Kamu Yönetimi Reformunun Bir Eleştirisi”, Amme İdaresi Dergisi, C.38, S.4, Aralık 2005, s.44.

[44] A. Balcı, Aralık 2005, s.27.

[45] H. Kutay Kesim, A. Petek, Aralık 2005, s.45.

[46] A. Balcı, Aralık 2005, s.27.

[47] H. Kutay Kesim, A. Petek, Aralık 2005, s.46-47.

[48] A. Balcı, Aralık 2005, s.28.

[49] H. Kutay Kesim, A. Petek, Aralık 2005, s.47-48.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.